-Neden bu kadar kötümsersin?
-Sen neden değilsin? Çevrene bakmıyor musun ? En mutlu günlerinde bile? Bütün bunlar üç oda bir mutfak, iki çocuk düşü işe başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram.
Kornasını ötekilerden bir başka öttüren şoför,çekici bir başka ahenkle sallayan bir demirci bile ikinci gün kendi kendini tekrarlıyordu. Yaşamanın amacı alışkanlıktı,rahatlıktı. Çoğunluk çabadan yenilikten korkuyordu. Ne kolaydı onlara uymak!
Yüreğin adamakıllı sarsılabilmesi için ille de kaderin güçlü tokadı ya da her şeyi sertçe söküp atan bir güç gerekmez her zaman; hatta gelişigüzel nedenle yıkımı yaratmak, kaderin ele avuca sığmaz heykeltıraş isteğini tahrik eder. Biz insanoğlu, kendi anlaşılmaz dilimizde bu ilk hafif dokunuşlara bahane deriz ve onun o küçücük cüssesine rağmen çoğu zaman muazzam etkili gücüne şaşar kalırız; fakat hastalık nasıl sinsice ortaya çıkarsa, insanın kaderi de ancak her şey gözle görülür hale geldiğinde, olaylar başladığında kendini belli eder. Kader, yüreğe dıştan dokunmadan çok önce kurbanın aklında ve kanında içten içe ilerler. Kişinin kendini tanımaya başlaması aslında kendini savunmaya başlamasıdır ve bu çoğu zaman beyhude bir savunmadır.