Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman. Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. Fakat albayım, adresimi bilmeden beni nasıl bulup anlayacaklar? Sorarım size: Nasıl? Kim bilecek benim insanlardan kaçtığımı? Ben ölmek istiyorum sayın albayım, ölmek. Bir yandan da göz ucuyla ölümümün nasıl karşılanacağını seyretmek istiyorum. Tehlikeli oyunlar oynamak istiyor insan; bir yandan da kılına zarar gelsin istemiyor. Küçük oyunlar istemiyorum albayım.
belki hala
sönük gözlerinde, donukluğun derinlerinde
su sesindeki saflığa inanmak isteyen
yarı canlı, kırık dökük bir şey
cansız bir kımıldanış
vardı
belki
fakat ne sonsuz bir boşluk...
Ah!
Bana düşen budur
Bana düşen budur
Bana düşen
Bir perdenin asılışının benden aldığı gökyüzüdür
Bana düşen terk edilmiş bir merdivenden inmek
ve yalnızlık içinde çürümekte olan bir şeye ulaşmaktır
Bana düşen anılar bahçesinde hüzünlü bir gezintidir
ve ‘ellerini seviyorum’ diyen sesin hüznünde ölmektir