Sevdiğimiz türküleri mırıldanma hevesini kaybettiğimizden beri bu kavga; kutsallığını kaybetmiş bir hırçın musibete dönüşürken yine de yüreğimizde sönmeye yüz tutmuş o kıvılcıma tutunmadık mı?
Bu hüzün, bu gurbet bize baba
yadigarıdır. İçten bir gülüşün, derin bir nefesin, gölge bir ağacın serinliğini, mavi bir denizin derinliğini özlediğim kabussuz ve huzurlu rüyalarla süslenmiş bir uykunun noksanlığında sırtıma dağları yüklendim. Dağlardan gayrı ne kaldı elimde? Onca kavga, onca akan kan bizi yine dağlara, sarp tepelere, dingin bir sigaraya mahkum ederken yarım gülüşümüz Allah'a emanettir. Sevdiğimiz türküleri mırıldanma hevesini kaybettiğimizden beri bu kavga; kutsallığını kaybetmiş bir hırçın musibete dönüşürken yine de yüreğimizde sönmeye yüz tutmuş o kıvılcıma tutunmadık mı? Müsvette kağıtlara karalanmış aşk şiirlerini sobalara attığımız gece edilen intikam yeminidir hayatla uyuşmayan yıldızımız. Neylersin? Yaşamayı sevmeyen göklerin tutsağıdır…