Fatih*

Kocasının bu bir anlık arzuları ve onlara mukavemet edemeyişi, daha doğrusu iradesini kullanmayı asla bilmemesi bazan daha can sıkıcı vaziyetler doğuruyordu. Birçok akşamlar eve geç geliyor, ağzının kokusundan sarhoş olduğu anlaşılıyor ve karısının: “Neden geç kaldın” sualine ya: “Arkadaşlar ısrar ettiler, dayanamadım!” yahut: “Canım istedi... Dayanamadım!” şeklinde cevaplar veriyordu. Macide onun bu sözlerinin samimi ve doğru olmadığını biliyordu. Ömer’in bütün hareketlerini bu bir tek “dayanamadım!” kelimesinde hulasa etmek mümkündü. Hatta: “Niçin benimle evlendin?” dese: “Gördüm ve dayanamadım!” cevabını alacağını kati olarak tahmin ediyordu.
Sayfa 152·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bu kafa büsbütün başka işler becerebilir... Sen kendini ziyan ediyorsun, halbuki buna hakkın yok!.. Madem ki herkes gibi değilsin, onlardan daha akıllı, daha üstünsün, onlara hükmetmek hakkın, hatta vazifendir. Yalnız bunu istemen lazım. Her şeyi feda edebilecek kadar şiddetle istemen ve bütün arzularını bir tek gayeye: İnsanlara hükmetmek, onların başına geçmek gayesine hasretmen lazım. Sonra senin gibi hayallerle, çocukça, daha doğrusu kadınca hislerle uğraşmak da insanı berbat eder. Hayatını nasıl olup da bir kadına bağladığına şaşıyorum. Kadın bir oyuncaktan başka nedir? Erkek, tam manasıyla erkek ol... Erkek sert, haşin, âciz hislere yabancı, sadece kuvvete tapan mahluktur. Dünyaya bizim gibi insanlar kendi kafalarında tasavvur ettikleri şekli vermeli ve koyun sürüsünden farkı olmayan halk ise sadece tabi olmalıdır. Bunu sabit fikir halinde kafana yerleştirir ve maddi, manevi bütün kuvvetlerinle bu yolda çalışırsan muhakkak gayene varırsın... Muvaffak olmamak ihtimali pek azdır; belki de hiç yoktur...”
Sayfa 137·Kitabı okudu
Nene” dedim, “dedem sana hiç çiçek aldı mı?” Durdu ve şöyle dedi: “Bana aldığı fistanların hepsi çiçekliydi..
Sessizliğe Sığınıp Yalnızlığa Sarılanlara
Dünyadaki hiçbir dil izah edemedi, olup biteni. Sessizlik böyle böyle icat edildi.
Atalarımız Orta Asya'da bir söz söylerlerdi. Bu sözü savaş veya bir iş öncesinde yemin etmek için kılıcı göğe kaldırarak söylerlerdi. GÖK GİRSİN KIZIL ÇIKSIN! Baştaki komutan yani Gök Börü böyle der ordu da arkasından bu kutlu yemini ederdi. Anlamı: Yeminimi tutmazsam bu kılıç bedenime gök gibi mavi girsin, kan gibi kızıl çıksın demektir. ''Kırgız, Yabaku, Kıpçak ve daha başka boyların halkı and içtiklerinde, yahut sözleştiklerinde, demiri ululamak için kılıcı çıkararak yanlamasına öne korlar. 'Gök girsin kızıl çıksın' derler ki 'sözünde durmasan kılı kanına bulansın, demir senden öcünü alsın' demektir. Çünkü onlar demiri büyük sayarlar.'' (Divanı Lügatit Türk, I, 362)