Ölçüleri belirleyen saray toplumu, bilindiği gibi, Fransa’da oluştu. Aynı hitap biçimleri, aynı adabı muaşeret, aynı zevk ve aynı dil, Paris’ten, kısa ya da uzun süreliğine Avrupa’nın tüm diğer saraylarına yayıldı. Bu yaygınlaşma, sadece Fransa dönemin en güçlü ülkesi olduğundan gerçekleşmedi; hatta bu biçimlerin oluşumu ancak, Avrupa toplumunun baştan aşağı dönüşümü içerisinde her yerde benzer sosyal formasyonların, aynı toplum tipinin, insanlar arasında türdeş ilişki tarzlarının ortaya çıkması sayesinde mümkün oldu. Diğer ülkelerin mutlakiyetçi-saray aristokrasisi, dönemin en zengin, en kudretli, en fazla merkezleşmiş ülkesinden, kendi toplumsal ihtiyaçlarına uygun olanı devraldı: onları seçkinleştiren, [sınıflarına] mensup olmayanlardan ayırt eden âdetler ve dil. Aristokrasi, toplumsal durumdaki benzerlik itibariyle, kendi ideallerine tekabül eden şeyleri Fransa’da en olgunlaşmış şekliyle gördü: temsil etmekten anlayan ve aynı zamanda hitap biçimlerinin nüans çeşitliliğiyle, selamlama tarzıyla ve sözlü ifade kalıplarının seçimiyle de yukarıya ve aşağıya karşı ilişkilerini kesin tanımlanmış sınırlarla belirlemeyi bilen insanlar, “temayüz etmiş” ve “medeniyet” sahibi insanlar. Ve çeşitli hükümdarlar Fransız etiketini ve Paris seremonisi sistemini benimsemekle, hem itibarlarını ifade etmenin, toplumun hiyerarşisini görünür kılmanın, hem de başta saray aristokrasisinin kendisine olmak üzere, tüm ötekilere bağımlılıklarını hissettirmenin arzu edilir araçlarını edinmiş oldular.