Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Ölçüleri belirleyen saray toplumu, bilindiği gibi, Fransa’da oluştu. Aynı hitap biçimleri, aynı adabı muaşeret, aynı zevk ve aynı dil, Paris’ten, kısa ya da uzun süreliğine Avrupa’nın tüm diğer saraylarına yayıldı. Bu yaygınlaşma, sadece Fransa dönemin en güçlü ülkesi olduğundan gerçekleşmedi; hatta bu biçimlerin oluşumu ancak, Avrupa toplumunun baştan aşağı dönüşümü içerisinde her yerde benzer sosyal formasyonların, aynı toplum tipinin, insanlar arasında türdeş ilişki tarzlarının ortaya çıkması sayesinde mümkün oldu. Diğer ülkelerin mutlakiyetçi-saray aristokrasisi, dönemin en zengin, en kudretli, en fazla merkezleşmiş ülkesinden, kendi toplumsal ihtiyaçlarına uygun olanı devraldı: onları seçkinleştiren, [sınıflarına] mensup olmayanlardan ayırt eden âdetler ve dil. Aristokrasi, toplumsal durumdaki benzerlik itibariyle, kendi ideallerine tekabül eden şeyleri Fransa’da en olgunlaşmış şekliyle gördü: temsil etmekten anlayan ve aynı zamanda hitap biçimlerinin nüans çeşitliliğiyle, selamlama tarzıyla ve sözlü ifade kalıplarının seçimiyle de yukarıya ve aşağıya karşı ilişkilerini kesin tanımlanmış sınırlarla belirlemeyi bilen insanlar, “temayüz etmiş” ve “medeniyet” sahibi insanlar. Ve çeşitli hükümdarlar Fransız etiketini ve Paris seremonisi sistemini benimsemekle, hem itibarlarını ifade etmenin, toplumun hiyerarşisini görünür kılmanın, hem de başta saray aristokrasisinin kendisine olmak üzere, tüm ötekilere bağımlılıklarını hissettirmenin arzu edilir araçlarını edinmiş oldular.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Reklam
Soylular, kilise ve prensler arasında egemenlikten ve ülkenin gelirinden pay almak uğruna verilen mücadeleler bütün Ortaçağ boyunca sürer. 12. ve 13. yüzyıllar boyunca, güç çekişmesindeki bir muhatap olarak bir grup daha ortaya çıkar: ayrıcalıklı kent sakinleri, yani “burjuvazi”. Bu sürekli çekişme tablosu ve çekişenler arasındaki güç oranları değişik ülkelerde hayli farklıdır. Mücadelelerin sonucu hemen hemen her yerde, yapısı itibariyle aynıdır: sonunda kıtanın bütün büyük ülkelerinde, zaman zaman İngiltere’de de, hükümdarların ya da onların temsilcilerinin elinde, zümrelerin başa çıkamayacağı bir erk toplanır. Çoklar otarşisi, zümrelerin egemenlik payları kademe kademe geriletilir ve tepedeki tek kişinin diktatörce ya da “mutlak” egemenliği, ağır ağır, uzun ya da kısa süreliğine kendini kabul ettirir: Fransa, İngiltere ve Habsburg ülkelerinde kralın, Alman ve İtalyan bölgelerinde ise teritoryal egemenlerin.
Sayfa 11·Kitabı okudu
16. yüzyılda Paris’te yapılan Johannis bayramlarında birkaç düzine kedi yakmak en önemli eğlenceler arasındadır. O çağda bu eğlenceler çok meşhurdur. Halk bir yerde toplanır. Neşeli bir müzikler çalınmaya başlanır. Bir tür darağacının altına büyük bir ateş yakılır. Ateşin üzerine içine kedilerin konulduğu bir torba ya da sepet asılır. Bir süre sonra torba ya da sepet yanmaya başlar. Kediler ateşin içine düşerek yanarken, insanlar onların haykırışlarını ve acı miyavlamalarını dinleyerek keyiflenirler. Bu törende genellikle kral ve saray efradı da hazır bulunur. Odunu tutuşturma onuru krala ya da veliahta aittir. Hatta bir keresinde, Kral 9. Karl’ın isteği üzerine bir de tilki yakalanmış ve kedilerle birlikte yakılmıştır. Aslında bu olay, cadıların yakılmasından, işkenceden ve halkın huzurunda değişik şekillerde yapılan idamlardan daha kötü değildir. Ancak, daha önce de belirtildiği gibi, bir canlıya acı vermekten alınan zevk, böylesine çıplak, açık, amaçsız, yani akıl karşısında herhangi bir bahaneye gerek duymaksızın ortaya çıktığı için daha kötüdür. Bu tür bir eğlencenin anlatılması sırasında bile bugün duyduğumuz tiksinti, ki duygu denetimimizin bugünkü standartına bu tiksinti “normal” karşılanır, bir kez daha duygu dağarcığındaki tarihsel dönüşüme işaret eder.
Sayfa 323·Kitabı okudu
Kavga ve saldırganlık dürtülerinin serbest bırakılmasına toplumsal olarak spor karşılaşmalarında izin verilir. Bu dürtüler özellikle “seyir” sırasında ortaya çıkar, örneğin bir boks karşılaşmasının seyri sırasında, bu tür dürtüleri tamamen kontrollü bir alanda ılımlı bir şekilde yaşamalarına izin verilen birkaç kişiyle özdeşleşmek suretiyle… Ve bu duyguların seyir ile, hatta radyodan dinlenerek yaşanabilmesi, uygar toplumun karakteristik özelliklerinden biridir. Kitabın ve tiyatronun gelişmesinde, sinemanın bugünkü dünyamızda oynadığı rolde özellikle etkili olmuştur. Koşullandırma kurallarında önceden aktif ve genellikle saldırgan bir zevk ifadesi şeklinde ortaya çıkan şeyin, bakmaktan duyulan pasif ve denetimli bir zevke, yani yalnızca göz zevkine dönüştürülmesi, genç insanın ilk eğitimiyle başlar.
Sayfa 321·Kitabı okudu

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·448 syf.·
2024 29. kitabı
Norbert Elias
8.6/10 · 48 okunma
Reklam