Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
O dönemde değerli ve pahalı olduğundan üst tabakadaki insanların bile fazla mendili yoktur. 16. yüzyılın sonlarında IV. Henri’nin (Örnek G, b) yalnızca beş mendili vardır. Burnun elle ya da kolla temizlenmemesi, mendille silinmesi (Örnek G, c) bir zenginlik simgesidir. Ancak XIV. Louise çok sayıda mendile sahiptir ve mendil kullanımı en azından saray toplumu içinde onun döneminde genel bir kural haline gelir. Erasmus bu alanda da bir dönüm noktası oluşturur: Mendil kullanmak aslında daha iyidir, der. Eğer üst tabakalardan kişilerle birarada bulunuluyorsa, burnunu temizlerken biraz arkanı dön. Ama aynı zamanda şunları da söyler: Burnunu iki parmakla temizlerken yere bir şey düşerse ayağınla hemen ezmelisin. Mendil o dönemde de bilinmektedir, ancak Erasmus’un hitap ettiği üst tabaka arasında bile henüz yaygın değildir. İki yüzyıl sonra durum tamamen değişir. Mendil kullanımı en azından “iyi toplum”u oluşturan insanlar arasında genelleşir. Ama el kullanımı da tamamen ortadan kalkmamıştır. Yukarıdan bakıldığında “adaba aykırı” hale gelmiş, en azından basitlik ve kabalık şeklinde değerlendirilmiş ve başanmıştır. La Salle’in burnunu elle temizleniş biçimlerinden bazılarını çok kaba bularak “tiksinti verici” olarak adlandırışını, iki parmakla bazı kibar temizleniş biçimlerini ise “adaba çok aykırı” şeklinde değerlendirilişini hafif bir gülümsemeyle okuruz
Sayfa 253·Kitabı okudu
Reklam
Ortaçağ’da bireyi biçimlendiren toplumun bütünüdür. Yetişkinlerin dürtü yaşamlarını etkileyen düzenleme ve denetim anlayışı, uygarlık sürecinin daha sonraki aşamalarına göre o dönemde oldukça zayıf olduğundan, yetişkinler ile çocukların davranışları arasındaki fark da azdır. Ortaçağ görgü kitaplarının gidermek istedikleri alışkanlıklar ve eğilimler bugün çocuklarda görülen eğilimlerin aynısıdır. Yalnız bunlar günümüzde erken yaşlarda giderildiği için, Ortaçağ’da yaygın olan “adaba aykırı” davranışlara bugünkü toplumsal yaşantımızda fazla rastlanmaz. Bugün de çocuklara masaya konulan bir yiyeceğe hemen saldırmamaları anlatılır, sofrada kaşınmamak, burun, kulak ve göz gibi organlara dokunmamak gerektiği işlenir. Çocuğa dolu ağızla konuşulmaması ya da su içilmemesi, sofrada “yayılmamak” oturulması, dirseklerin masaya dayanmaması gerektiği ve buna benzer şeyler öğretilir. Bu kuralların çoğu Tannhäuser’in “Hofzucht” kitabında da vardır, ancak orada yalnızca çocuklara değil, yetişkinlere de yöneliktir. Yetişkinlerin doğal ihtiyaçlarını karşılayış biçimi göz önüne alındığında, söylenenler daha iyi anlaşılacaktır. Örneklerin gösterdiği gibi, bu ihtiyaçlar o dönemde bugün ancak çocuklara yakıştırabileceğimiz şekilde giderilmektedir. Genellikle ihtiyaç nerede duyulursa orada giderilir. Yetişkinlerin birbirlerinden bekledikleri dürtülerin engelleme derecesi, çocukların edindiklerinden fazla farklı değildir. Yetişkinler ile çocuklar arasındaki mesafe bugünkünden çok daha azdır.
Sayfa 244·Kitabı okudu
Aynen “courtoisie” kavramı gibi “civilité” kavramı da zamanla inişe geçer. Bir süre sonra bu kavramın ve bununla akraba diğer kavramların taşıdığı içerik, özbilincin yeni kazandığı biçimin bir ifadesi olarak, yeni bir kavram tarafından üstlenilir ve devam ettirilir; bu, “civilisation” kavramıdır. “Courtoisie”, “Civilité” ve “Civilisation” bir toplumsal gelişimin üç ayrı dönemini anlatan üç ayrı kavramdır. Bu kavramlardan hangisini tercih ettiğine bakılarak, bir yazının hangi toplumda kime hitap ettiği anlaşılabilir. Ama üst tabakaların davranışlarındaki gerçek değişimler yani bugün “uygar” dediğimiz davranış modellerinin oluşumu - en azından burada incelenen alanlarda - orta aşamada gerçekleşir. “Uygarlık” kavramının 19. yüzyılda taşıdığı anlam, uygarlık sürecinin - ya da daha doğru bir ifadeyle bu sürecin bir aşamasının - gerçekleştiğini ve geride kaldığını ifade etmektedir. İnsanlar artık bu süreci yalnızca başka topluluklarda ya da kendi topluluğu içinde alt tabakalar arasında gerçekleştirmek ister. Üst ve orta tabakalar arasında “uygarlık” artık kendilerinin ayrılmaz bir parçası gibi algılanır. Bunların yaygınlaşması, ulaşılan standartlar çerçevesinde daha da ileriye gidilmesi istenir.
Sayfa 198·Kitabı okudu
Siyasi olarak aktif olan, en azından reformcu unsurlar içeren, hatta kısa bir süre de olsa devrimci tavır takınan Fransız burjuvazisi, davranış biçimlerinde ve duygulanım modellerinde önemli ölçüde saray geleneğine bağlıdır ve aristokrasi ile orta tabakalar arasındaki ilişkilerin yakın oluşu nedeniyle, saray geleneklerinden pek çoğunun devrimden çok önce orta tabakalara aktarılmış bulunmasından ötürü, eski rejim yıkıldıktan sonra da bu geleneğe bağlı kalmıştır. Bu nedenle, Fransa’daki burjuva devrimi, eski siyasi yapıyı parçalasa bile davranış biçimlerindeki geleneksel yapıyı yıkmamıştır. Siyasi olarak hiçbir güce sahip olmayan, ancak düşünsel olarak radikal bir tavır takınan Alman orta tabaka aydınları ise kendilerini, saraylı aristokrat gelenekten ve duygulanım modellerinden tamamen farklı bir burjuva geleneği yaratmak suretiyle ifade ederler. 19. yüzyılda Almanların ulusal özellikleri haline gelmeye başlayan şeylerde, burjuvalaşmış soyluluk özellikleri bulunsa bile, Alman kültür geleneği ve davranış biçimleri büyük ölçüde bu özgün orta tabakalar tarafından belirlenmiştir. Burjuva ve aristokrat çevreler arasındaki uzaklık ve bunun sonucu olarak Alman davranış biçimlerindeki görece büyük farklar bütün 18. yüzyıl boyunca devam etmiştir.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Papaz ve profesör; bunlar orta tabaka memur aydınlarının en önemli iki temsilcisidir; yeni Alman aydın dilinin oluşmasında ve yaygınlaşmasında en önemli rolü oynayan iki toplumsal temsilcidir. Bu çevrelerin sahip olduğu, siyasi olmayan milliyetçi duyguların küçük saray aristokrasisi çevrelerinde ne kadar burjuvaca göründüğünü bu örnek çok iyi anlatır. Papaz ve profesör aynı zamanda orta tabaka kültürünün toplumsal kaynağına, yani üniversiteye de işaret ederler. Üniversitede eğitim gören yeni kuşaklar, öğretmen, papaz ve orta tabaka memurları olarak, ülkenin düşünce dünyasına damgalarını vurur ve yeni idealler taşırlar. Alman üniversitesi belirli bir ölçüde sarayın orta tabaka karşıt kutbudur.
Sayfa 98·Kitabı okudu
Reklam