Heidegger’in anlayışında hakikat, mahfuz-olmayış yani gizli veya örtük olmayıştır. Başka bir deyişle sanat eseri, hakikati açımlayan, onu örtükten örtük olmayana taşıyan tesis etme, ortaya koymadır.
Savaş tekniğindeki gelişmenin nasıl aleyhlerine işlediğini zaten belirtmiştik: Piyadeler, hor görülen ayak takımı, savaşta süvarilerden daha önemli hale geldi. Bununla sadece Ortaçağ savaşçı zümresinin savaş üstünlüğü değil, aynı zamanda silah tekeli de kırılmıştı. Yalnızca asillerin, soyluların savaşçı olduğu ya da tersinden ifade edersek, tüm savaşçıların asil ve soylu olduğu durum değişmeye, soylunun en iyi ihtimalle, maaşı ödenmesi gereken bir pleb birliğinin subayı olduğu bir duruma dönüşmeye başladı. Silahtara ve savaş erkine hükmetme tekeli tüm soylu zümresinin elinden çıkarak, üyelerinden bir tanesinin, tüm bölgenin vergi gelirini alması sayesinde bölgedeki en büyük birliğe parası yeten prensin ya da kralın eline geçti. Böylelikle soyluların büyük çoğunluğu görece özgür savaşçı ve şövalyeler olmaktan çıkıp merkezi egemenin hizmetindeki maaşlı savaşçılar ya da subaylar haline geldi.
Bunlar, bu dönüşümün en önemli yapısal çizgilerinden birkaçıdır.
Onlara bir tane daha eklendi. Para ekonomisi sektörünün büyümesiyle soylular toplum içinde erk kaybederken, burjuva tabakaları erk kazandı. Ama genelde, her iki zümre de, ötekisinin üzerinde uzun vadeli üstünlük kazanacak kadar güçlü görünmüyordu.