Son yıllarda araştırmacılar epigenetik çalışmaları yürüterek çevrenin genlerimizi tam olarak nasıl etkilediğini anlamaya çalışıyor. Çeşitli iç ve dış çevresel olaylar (örn. stres, sosyal destek, korkular), genleri harekete geçiren veya devre dışı bırakan biyokimyasal reaksiyonları (örn. metilasyon) tetikleyebilir. Bunlar dinamik süreçler olup, tersine çevrilme potansiyeli de taşır.
Bir gen “harekete geçirildiğinde” gen ürünü (örn. proteinler) yapımına yönelir. Oysa “devre dışı kaldığında” bu gen ürünleri artık üretilmez olur. Başka bir deyişle, iç ve dış çevremizdeki çeşitli uyaranlar genlerimizi harekete geçiren veya susturan biyokimyasal süreçleri başlatabilir.
Örneğin yakın zamanda hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar (zhang, 2012), bir anne farenin yavrularını az yalayıp tımarlaması halinde -yani fareler dünyasında ihmalkâr ebeveynliğe denk düşecek şekilde davranırsa- yavruların yaşamları boyunca strese karşı daha duyarlı hale geleceklerini gösterdi. Öte yandan, yüksek seviyede yalama ve tımarlama oranı ile özenli annelik bakımı, ilerleyen zamanlarda strese dayanıklılık derecesini yükseltebilir. Annenin yavrularını yalayıp tımarlamasının etkileri, bir açıdan gen ifadesindeki epigenetik değişimlerle yürütülüyor gibi görünüyor.