Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Yazı/konuşma dili, doğası gereği analiz eder. “Gül” sözcüğünü yazmak, gül fikrini genelleştirmek ve soyutlamaktır. Dilbilimsel dillerin asıl gücü düzanlamsal yönünde değil, yananlamsal yönündedir. Bir sözcüğe düzanlamını aşan anlamlar yükleyerek anlam zenginliği oluştururuz. Düzanlam bir dilin gücünün tek ölçütü olsaydı, örneğin bir milyon kadar sözcüğe sahip olan ve tarihteki en büyük dil olan İngilizce yalnızca 300.000 kadar sözcüğe sahip olan Fransızcadan üç kattan daha çok güçlü olurdu. Ancak Fransızca “sınırlı” sözcük dağarcığını yananlamları çok daha iyi kullanarak telafi eder. Sinema da yananlamları iyi kullanır.
Sayfa 178·Kitabı okudu
Reklam
Göstergebilimciler için bir gösterge iki parçadan oluşur: gösteren ve gösterilen. Örneğin “sözcük” -harfler veya sesler toplamı- gösterendir. Sözcüğün temsil ettiği şeyse “gösterilen” yani başka bir şeydir. Edebiyatta gösterenle gösterilen arasındaki ilişki, sanatın başlıca odağıdır. Şair bir yandan seslerden oluşan(gösteren), diğer yandan anlamlardan oluşan(gösterilen) yapılar kurar ve bu ikisinin arasındaki ilişki büyüleyicidir. Aslında şiirin verdiği hazzın büyük bir kısmı tam da burada, ses ve anlamın dansında yatar. Ancak filmde(ve fotoğrafta) gösteren ve gösterilen neredeyse aynıdır: Sinemanın göstergesi, kısa devredir. Bir kitap resmi, kitaba kavramsal olarak “kitap” sözcüğünden çok daha yakındır. Filmin dilini tartışmayı bu kadar zor kılan şey, gösterenle gösterilen arasındaki doğrudan ilişkidir. Metz’in unutulmaz biçimde ifade ettiği gibi, “Filmi açıklamak zordur, çünkü anlamak kolaydır.”
Sayfa 174·Kitabı okudu
Fotoğrafın icadıyla birlikte gerçekliği taklit etme vazifesinden kurtulan ressamlar, sanatlarının yapısını daha bütünlüklü olarak keşfedebilmiştir… …Bir açıdan kübizm ve fütürizm hareketleri, fotoğrafik görüntünün artan önceliğine doğrudan bir tepki olarak görülebilir. Ressamlar adeta şunu söyler: Fotoğrafçılık bunları çok iyi yaptığı için dikkatimizi başka bir yöne çevirelim. Kübist resim, Batılı resmin mimetik geleneğinden radikal ve geri dönülemez biçimde kopmak için atmosfer ve ışıktan özellikle kaçınır. Kübizm, tüm sanatların tarihinde önemli bir dönüm noktası olmuştur; ressam gerçek dünyanın mevcut motiflerine bağlı kalmaktan kurtulmuş ve sanat eseri kavramına ilk kez konusundan ayrı olarak dikkatini yöneltmiştir.
Sayfa 46·Kitabı okudu
Hiç şüphesiz resimsel sanatlar birebir taklidin dışında başka işlevlere de sahiptir ama erken Rönesanstan beri mimesis, resimsel estetikte başlıca değerlerden biri olmuştur. O zamanlar seyahat etmek zorlu ve riskli bir iş olduğundan, manzaraların röprodüksiyonu büyüleyiciydi ve portreler neredeyse mistik bir deneyimdi. Bugün enstantane fotoğraflar devrinde sahip olduğumuzdan çok daha fazla görüntüye sahibiz ve dijital fotoğraflar her yanımızı sarmışken resimsel sanatların bu işlevini genellikle göz ardı ediyoruz.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Daha eski sınıflandırma sistemi, sanatların soyutlama derecesini temel alır. Bu, MÖ 4. yüzyılda Aristoteles’in Poetika eserine kadar dayanan en eski sanat kuramlarından biridir. Yunan filozofa göre sanatı anlamanın en iyi yolu, onu bir tür mimesis, yani gerçekliğin taklidi olarak görmektir. Gerçekliğin taklidi hangi araçla (medium) ifade edildiğine ve o aracın ne şekilde (mode) kullanıldığına bağlıdır. Sanat ne kadar mimetikse, o kadar az soyut olur. Ancak sanat hiçbir surette gerçekliği tamamen yeniden üretmez.
Sayfa 28·Kitabı okudu
Reklam