Son kırk yılda, Amerikalıların kişi başına geliri iki katından fazla arttı. İçinde bulaşık makinesi olan evlerin oranı yüzde 9’dan yüzde 50’ye çıktı. İçinde kurutma makinesi olan evlerin oranı yüzde 15’ten yüzde 73’e çıktı. Bu, mutlu insanların sayısının arttığını mı gösteriyor? Kesinlikle hayır. Daha çarpıcı bir örnek vermek gerekirse, geçtiğimiz kırk yıl içinde Japonya’da kişi başına düşen gelir beş kat arttı, ama kişisel mutluluk seviyesinde ölçülebilir bir artış gözlemlenmedi.
Peki, insanlara mutluluk getiren şey para değilse, ne? Mutluluğu sağlayan en önemli etmen, yakın sosyal ilişkiler gibi görünüyor. Evli, iyi arkadaşları olan ve aileleriyle yakın olan insanlar, bunlara sahip olmayanlara göre daha mutlu. Dinsel topluluklara dâhil olan insanlar, olmayanlara göre daha mutlu. Subjektif mutluluk için, insanlarla iletişim içinde olmak zengin olmaktan daha önemli. Ama bu noktada bir şeye dikkat çekmek gerekiyor. Sosyal olmakla mutlu olmak arasında bir bağlantı olduğunu kesinlikle biliyoruz. Fakat, hangisinin sebep, hangisinin sonuç olduğunu o kadar net bilmiyoruz.