Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Mikorizal mantarlar, toprağı bir arada tutan canlı bir dikiş sistemidir. Mantarları çıkarırsanız toprak akar gider. Mikorizal mantarlar toprağın emebileceği su hacmini artırır ve yağmurun topraktan çekip aldığı besin elementlerinin miktarını yarı yarıya azaltır. Toprakta, bitkilerdeki ve atmosferdeki toplam karbonun iki katı kadar karbon bulunur ve bunun önemli bir bölümü mikorizal mantarların ürettiği kaba organik bileşiklere bağlıdır. Mikorizal kanallardan toprağa akan karbon karmaşık besin ağlarını destekler. Bir çay kaşığı sağlıklı toprakta yüzlerce, hatta binlerce metrelik mantar miselyumunun yanısıra, yeryüzünde bugüne dek yaşamış bütün insanlardan daha fazla sayıda bakteri, protist, böcek ve eklembacaklı yaşar.
Sayfa 147·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Günümüzde bütün bitki türlerinin yüzde doksanından fazlası mikorizal mantarlara bağımlıdır. Bu bağımlılık istisna değil, kuraldır; mikorizal mantarlar bitkilerin meyve, çiçek, yaprak, odun, hatta kökten bile daha temel bir parçasıdır.
Sayfa 126·Kitabı okudu
Vücudumuzun içinde ve üzerinde yaşayan kırk küsür trilyon mikrop besinleri sindirmemizi sağlar ve bizi besleyen önemli mineralleri üretir. Bitkilerin içinde yaşayan mantarlar gibi, bu mikroplar da bizi hastalıklardan korur. Vücudumuzun ve bağışıklık sistemlerimizin gelişimini yönlendirir, davranışları etkiler. Denetlenmediğinde hastalıklara neden olur, hatta bizi öldürebilir. Biz özel bir örnek değiliz. Bakterilerin bile kendi virüsleri (nanobiyom?) vardır. Hatta virüslerin içinde daha da küçük virüsler (pikobiyom) bulunabilir. Simbiyoz, yaşamın her alanında, her zaman karşımıza çıkar.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Klasik bilimsel zekâ tanımları insanı kıstas kabul ederek diğer bütün türlerin zekâsını ona göre ölçer. Bu insanmerkezli tanımlara göre insanlar zekâ sıralamasında her zaman en tepededir; ardından bize benzeyen hayvanlar (şempanzeler, bonobolar vb.) sonra da diğer “gelişmiş” hayvanlar gelir ve sıralama bir lig puan tablosu gibi aşağıya doğru devam eder. Antik Yunanların ortaya attığı bu zekâ sıralaması o ya da bu şekilde günümüze kadar gelmiştir. Bu organizmalar bize benzemedikleri ya da dışarıdan bakıldığında bizim gibi davranmadıkları veya bir beyne sahip olmadıkları için geleneksel olarak ölçeğin alt sıralarına yerleştirilmişlerdir. Genellikle hayvan yaşamının durağan zemini gibi düşünülürler. Oysa bir çoğu “problem çözme”, “iletişim kurma”, “karar verme”, “öğrenme” ve “hatırlama”nın organizmalar için taşıdığı anlamı yeni bir bakış açısıyla düşünmemizi sağlayan incelikli davranışlar sergiler. Böylece modern düşüncenin altında yatan tartışmalı hiyerarşilerden bazıları gevşemeye başlar. Bu gevşeme, insan olmayan canlılara ve dünyaya karşı takındığımız tahripkâr tutumu değiştirmeye başlayabilir.
Sayfa 16·Kitabı okudu
Mantarları bakteri enfeksiyonundan koruyan penisilinin insanları da koruduğu anlaşıldı. Bunda yadırganacak bir taraf yok çünkü mantarlar uzun zamandan beri bitkilerle birlikte gruplandırılmalarına rağmen hayvanlarla daha yakın akrabadır ve onları bitkilerle aynı gruba sokmak, mantarların yaşamını anlamaya çalışan araştırmacıların devamlı yaptıkları bir kategori hatası örneğidir. Moleküler düzeyde mantarlarla insanlar aynı biyokimyasal yeniliklerden fayda görecek kadar birbirine benzer. Mantarlar tarafından üretilen ilaçları kullanırken genellikle mantarın ürettiği bir çözümü alıp kendi vücudumuza uygularız. Mantarlar farmasötik açıdan üretkendir; nitekim günümüzde penisilinin yanı sıra, birçok başka kimyasal bakımından onlara bağımlıyız.
Sayfa 9·Kitabı okudu