Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Gencebay’ın sözleriyle, Arabesk üç çeşit müziğin bir sentezini sunar: Türk halk, Türk sanat ve bugün ticari işletmelerle ve göbek dansıyla, dansöz kadınlarla, Osmanlı saraylarının rakkase ve zenneleriyle ilişkilendirilen bir tür hafif Türk klasik müziği olan Oryantal. Şu anki analiz için önemli olan şey Arabeskteki oryantal unsurun modern pan-Arap müziğiyle olan çok açık bağlantısıdır. Gerçekten de, Arabeskte kullanılan enstrümanlar ve bestelemeye ilişkin genel yaklaşım, Mısır’ın çoğunlukla oryantal müzik (mūsiqâ sharqiyyah) diye bahsedilen, yüzyıl ortasındaki ve bugünkü ana akım müziğinden aşırı derecede etkilenmiştir. Bu “hâkim” müzik, bir solist tarafından söylenen, pan-Arap ve başka enstrümanlarla kurulu büyük orkestraların eşlik ettiği bir aghâni (modern Mısır şarkıları) repertuarıyla karakterize olur. Kemanlar birkaç viyola, çello ve string bastan oluşan büyük yaylılar kısmında önemli rol oynar.
Sayfa 295·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hiçbir liberal demokrasi, demokratik bir sistemin garanti altına alması gereken özgürlüğü gerçekten idrak eden ve çok isteyen bir halkın desteği olmaksızın sağlam bir şekilde yerleşemez.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Danimarkalılar ne hikmetse, uluslararası mutluluk sıralamalarında hep en üst sıralarda yer alıyor. Bunun nedenlerinden biri de, hayattan beklentilerimizin görece düşük olması olabilir. Herhalde Danimarka’da eşitlik, refah ve kişilerarası güven seviyesinin yüksek olması da önemli etkendir, fakat düşük beklentiler de etken olabilir. Bu biraz spekülatif kaçabilir, ancak Jantelov kültürü (“Sen kim olduğunu sanıyorsun?” yaklaşımına dayanan Jante Yasası, kendini fazla beğenmemeye ve başarıyı bir parça kabalık olarak görmeye dayanır) ve düşük beklentiler, belki de Danimarkalıları olumsuz sonuçlara psikolojik olarak hazırlayarak, hayal kırıklığı ve başarısızlığa alıştırıyordur. Belki de her şeyin kötü gidebileceğini düşünerek, olumsuz durumlarla daha kolay baş etmemimizi sağlayan bir tür kültürel stoacılık geliştirmişizdir. Psikoloji terimleriyle konuşmak gerekirse, bu stratejiye savunmacı kötümserlik denir: Olumsuzluklara ve düş kırıklığına hazırlıklı olmak ve en kötüsünü düşünmek. Bu stratejinin kaygıyı azaltabileceğini düşünen çoktur.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Anayasalar, çeşitli tarihsel süreçlerin tortularıdır, tek bir metin içinde bir araya getirilmiş, az sayıdaki yerli ve ödünç ilkelerde kristalize olur. Bu ilkeler ve onlarla ilişkili pratikler, toplumsal gruplar ve kurumlar tarafından sahiplenildikleri ölçüde etkin toplumsal güçler haline gelirler. Yazılı anayasalar, bu ilkelerin toplumsal ve kurumsal taşıyıcıları arasındaki uzlaşmaları temsil ederler. Politik düzenin tabiatı gereği ayrışık olan ilkelerine bir uygunluk kıstası getirmek suretiyle onlara göreceli değerler atfederler. O vakit, bu ilkelerin uyuşmazlığı ve belirli bir anayasada onlara verilen göreli değerin münasipliği, izleyen dönemin anayasa politikası için alt ve üst sınırları oluşturur.
Sayfa 32·Kitabı okudu
Henüz 17. Yüzyıldaki İngiltere’de “bir temel kanunun, koruyucusu olarak parlamentoyla birlikte var olduğu iddiasından, parlamentonun bağımsız olduğu iddiasına doğru” bir yönelimin varlığına şahitlik ediyoruz. Bu yönelim, 18. yüzyıl boyunca egemen oldu ve 1791 Fransız Anayasası’nda, milli egemenlik doktriniyle formüle edildi. Yürütme ve yargı arasındaki Ortaçağ ilişkisini bütünüyle dönüştürdü. Demokrasi, siyasal örgütlenmenin ilk prensibi olarak hukuk devletinin yerine geçti.
Sayfa 26·Kitabı okudu