Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Montesquieu’nün ufuk açan güçler ayrılığı görüşü, Avrupa tarihsel deneyiminin imbikten süzülmüş özüdür. Montesquieu, Avrupa’da yasama, yürütme ve yargı güçleri ayrılığını gözlemledi; hükümdar ilk iki gücü elinde tutarken üçüncüsünü uyruklarına bırakıyordu. Bu yüzden Avrupa monarşilerinde, üç gücün birden Sultan’ın elinde toplandığı Türkiye’de ya da bu üç gücü de aynı yargıç heyetinin ifa ettiği İtalyan cumhuriyetlerinde olduğundan daha fazla özgürlük vardı. Güçler ayrılığı ilkesi, bu üç gücün sınırlanmasını zorunlu kıldı ve dolayısıyla da güçlerin keyfi, şahsi kullanımının uzağında ve devlet yönetimindeki otoritenin kurumsallaşmasına yönelik atılmış köklü bir adımdı. Bununla birlikte Montesquieu’ye göre, kamu hukuku tabii hukuka dayalıydı. Bu nedenle o, kamu hukukunun Thomasçı sekülerleşme sürecini göz ardı edip neticeyi olduğu gibi kabul ederek, hür bir devlette “hür bir ruha sahip olduğu düşünülen her insan, kendi kendini yönetmelidir; bu, bir birim olarak halk için, yasama gücüne sahip olması adına vazgeçilmezdir” demiştir.
Sayfa 24·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Avrupa’da modern anayasacılık, geç dönem Ortaçağdaki mülkiyete dayalı temsil sisteminden doğdu. 13. Yüzyılın ikinci yarısı, İngiltere’de ve Fransa’da parlamentoların kuruluşuna tanıklık etti; ve anayasacılığın nihai kurumsallaşmasına eriştiği yer parlamentolardı. Aynı zamanda mülkiyete dayalı temsil sistemi, temsil edilme yoksa vergi de yok, prensibini yerleştirdi… …Aquinolu Thomas ile birlikte bu, tabii hukukun koyduğu doğuştan var olan bireysel hakların, beşeri hukuklar tarafından çiğnenemez olduğu ve bu hakları çiğneyen herhangi bir hukukun adaletsiz olduğu ve şiddet barındırdığı anlamına gelir. Anayasalcılığın dinsel öğesi, İngiltere’deki 1688 Devrimi’ni müteakiben hazırlanan İnsan Hakları Bildirgesi’ndeki ortak hukuk geleneğinden gelen nosyonlarla kaynaştırılmıştır. Devletin gücüne karşı korunması gereken bireyin çiğnenemez haklarının özü olarak “yaşam, özgürlük ve mülkiyet” güvenliğini ayrı tuttu. Böylece her bireye, dinsel inancı ve mülkiyeti de kapsayan şahsi, özel bir özerklik alanı tanındı. Ondan sonra, tabii haklar yavaş yavaş “sivil özgürlüklere” dönüştürüldü ve aynı zamanda din özgürlüğü de akademik özgürlüğe, ifade ve basın özgürlüğüne, toplantı ve dernek kurma özgürlüğüne dönüştü. Bireysel sivil haklar, modern anayasa yapıcıların yararlanmakta oldukları uluslararası politik kültürde yerleşik bir unsur haline geldi. Bundan başka, temel insan hakları nosyonu, modern zamanlarda olduğu gibi, kendi kendini gerçekleştirme hakları ya da bireysel gelişim için gereken önkoşullar olarak sosyal ve ekonomik hakları kapsayacak şekilde genişletilebildi. Aquinolu Thomas’ın Stoacı tabii hukuk görüşünü benimsemesi ve kendisinin, tabiat kanununun ilahi doğuşu ve insan aklına erişebilirliği teorisi, beşerî hukukların meşruiyeti ve dolayısıyla da politik düzenin
Sayfa 22·Kitabı okudu

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·367 syf.·
2023 30. kitabı
Kolektif
8/10 · 11 okunma
Kitaplardan bilgi edinmek, İnternet’tekinden farklı bir deneyim sunar. Okumak göreceli olarak daha fazla zaman gerektirir; süreci kolaylaştırmada üslup çok önemlidir. Bırakın tüm kitapların, belli bir konudaki kitapların hepsinin okunması ya da kişinin okuduğu her şeyi kolayca kafasında organize etmesi mümkün olmadığından, kitaplardan okuyarak öğrenmek kavramsal düşünüşe -karşılaştırabilir veri ve olayları fark etme ve kalıpları geleceğe yansıtma yeteneğine- öncelik verir. Ve üslup da özle estetiği kaynaştırarak okuru yazarla ya da kitabın konusuyla ilişkiye sokar.
Sayfa 382·Kitabı okudu
Liderleri gerekli zamanlarda bilgelik düzeyine ulaşabilen toplumlar talihlidir.
Sayfa 381·Kitabı okudu