Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Önceki dönemlerdeki savaşlarda üstü kapalı bir hesap vardı: zaferin faydaları maliyetine baskın gelir ve daha zayıf olanlar da bu denklemi bozmak için bu maliyetleri güçlülere yüklemeye çalışırlardı. Gücü artırmak, güçler arası işbirliği konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamak ve savaş nedenlerini tanımlamak için ittifaklar kurulurdu. Askeri çatışmanın bedeli, yenilginin bedelinden düşük sayılırdı. Nükleer çağ ise aksine, kullanımı tasavvur edilebilecek herhangi bir yararla orantısız bedele mal olacak bir silaha dayalıydı.
Sayfa 362·Kitabı okudu
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her çağın bir ana teması, evreni açıklayan ve etkilendiği çok sayıda olaya anlam vererek bireyleri esinlendiren ya da teselli eden bir inançlar silsilesi vardır. Bu ortaçağda dindi; Aydınlanma’da Akıl’dı; on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda ise, tarihi harekete geçirici bir güç olarak gören bakış açısıyla biraraya gelmiş milliyetçilikti. Bizim çağımızın egemen kavramlarıysa bilim ve teknolojidir.
Sayfa 360·Kitabı okudu
Günümüz dünya düzeninin şekillenmesinde hiçbir ülke ABD kadar belirleyici bir rol oynamamış ve düzene katılımında bu denli ikircikli davranmamıştır. İzlediği yolun insanlığın kaderini şekillendireceğine inanan Amerika, tarihi boyunca dünya düzeninde paradoksal bir rol oynamıştır: her türlü imparatorluk tasarımını reddederken, Aşikâr Kader adına bir kıtaya yayılmış; herhangi bir ulusal çıkar motivasyonunu inkâr ederken, önemli olaylarda belirleyici bir etki sergilemiş ve güç siyaseti yapma niyetini yalanlarken, bir süper güç olmuştur. Amerika’nın dış siyaseti, yurtiçi ilkelerinin açıkca evrensel, uygulamalarının her zaman mesaj verici ve yurtdışı ilişkilerindeki asıl iddiasının da geleneksel anlamda dış siyaset değil, öteki tüm halkların kopyalamayı arzuladıklarına inandığı değerlerinin yaygınlaştırılması projesi olduğu inancını yansıtmaktadır.
Sayfa 258·Kitabı okudu
Yerleşik bir güç ile yükselişteki bir güç arasında gerilim olasılığı yeni bir durum değildir. Yükselmekte olan gücün, o zamana dek tümüyle yerleşik gücün alanı sayılmış kimi alanlara el atması kaçınılmazdır. Aynı şekilde, yükselmekte olan güç, rakibinin çok geç olmadan onun büyümesini engellemeye çalışabileceğinden kuşkulanır. Harvard’da gerçekleştirilmiş bir inceleme, tarihte yükselişte olan bir güçle yerleşik bir gücün etkileşime girdiği on beş örnekten onunun savaşla sonuçlandığını göstermiştir.
Sayfa 251·Kitabı okudu
Amerika’nın politik yaklaşımı pragmatik, Çin’inki ise kavramsaldır. Amerika’nın hiçbir zaman güçlü ve tehditkâr bir komşusu olmamış, Çin ise sınırlarında güçlü bir hasmının bulunmadığı bir zaman yaşamamıştır. Amerikalılar her sorunun bir çözümü olduğunu savunurlar, Çinlilerse her çözümün yeni bir dizi sorunun giriş bileti olduğunu düşünürler. Amerikalılar acil şartlara tepki veren bir sonuç arzularlar, Çinliler ise evrime tabi bir değişime yoğunlaşırlar. Amerikalılar pratik, “erişilebilir” maddeleri içeren bir gündem hazırlarlar, Çinliler ise genel ilkeler koyarlar ve bunların nereye yöneleceğini analiz ederler. Çin’in düşünüşünü kısmen Komünizm şekillendirmiştir, ama geleneksel Çin düşünüş şeklini giderek daha fazla benimsemektedir.
Sayfa 249·Kitabı okudu