Fatih Başaran

Fatih Başaran
@FatihBasaran
Ege Üniversitesi/İletişim Fakültesi
Bursa
2 Şubat
87 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
‘70’lerdeki bir konuşmasındaki söyleyişiyle: “Milli vicdan ve aklıselim, sosyal çalkantıların sonunda daima durulmayı arar. Haklı haksız münakaşası, yerini bir çıkar yol bulmaya terk eder… Aklı, vicdanı, insafı; öfkeye, alınganlığa hâkim kılabildiğimiz zaman, hayatiyet dolu bir tartışma ortamında yüksek fikir ve sorumluluğun ‘çare bulma gücü’nden faydalanırız.”
Sayfa 94·Kitabı okudu
Reklam
1995’te bir konuşmasında, devlet kapasitesi zayıflığını daha vurgulu söyleyecek: “İnsanlar, devleti ancan vergi verirken, asker verirken bilirlerdi. Devlet onlara bir şey veren bir devlet değildi, alan bir devletti. Devlet hizmet devleti değildi.”
Sayfa 17·Kitabı okudu
Demirel, acar bir fırsatçıydı ve tutarsızlığa hazırdı, fakat bunu ne-olursa-olsun-iktidar oportünizmiyle değil, siyasal hedefini gerçekleştirme iradesine bağlı bir pragmatizmle yapıyordu. O siyasal hedefi sanırım çok kabaca, modern bir kapitalist toplum ve parlamenter sistem sayesinde rıza üretim kabiliyeti yüksek bir ulus-devlet inşası, diye tanımlayabiliriz. Onun yaklaşık kırk yıllık siyasal hayatının krizleri, bu projenin yapısal krizleriyle doğrudan alâkalıdır. Pragmatizmin Osmanlı devletlû dilindeki karşılığı, “halin icabı”dır. Demirel, “halin icabına” bakıyordu ve devletlû bakış açısından bakıyordu. 12 Mart ara rejimi sırasında kendisini “Devlet fikrinin adamı” diye tanımlamıştı. Demirel nazarında devlet, az evvel kabaca özetlediğim projenin daha da kaba, tek kelimelik özetidir.
Sayfa 11·Kitabı okudu

Fatih Başaran

, bir kitap okudu
Puan vermedi·576 syf.·
2023 35. kitabı
Tanıl Bora
8.6/10 · 53 okunma
Sinema tarihinin temel önermesi, sanat/endüstrinin gelişimini gerçekçilik ve dışavurumculuk arasındaki (yani filmin gerçekliği taklit etme gücüyle gerçekliği değiştirme gücünün arasındaki) diyalektiğin bir ürünü olarak görmenin yerinde olduğudur… …Ancak taklit/ifade diyalektiğinin temelinde daha temel bir önerme yatar: film tarzının tanımı, filmin izleyiciyle ilişkisine dayalıdır. Bir sinemacı gerçekçi bir tarza karar verdiğinde, izleyiciyle konu arasındaki mesafeyi azaltır; dışavurumcu tarz ise film tekniği aracılığıyla izleyiciyi değiştirmeyi, harekete geçirmeyi veya eğlendirmeyi amaçlar. Bu estetik kararların ikisi de esasen politiktir; çünkü idealize edilmiş soyut sistemlerden ziyade sinemacı, film, konu ve izleyici arasındaki ilişkileri üzerinedir. Bu bakımdan film tabiatı gereği ve doğrudan doğruya politiktir: izleyicisiyle dinamik bir ilişkiye sahiptir. Özetlemek gerekirse, her film aşağıdaki üç seviyenin birinde veya birkaçında politik bir doğa sergiler: Ontolojik olarak (çünkü film ortamının kendisi kültürün geleneksel değerlerini parçalarına ayırıp yeniden yorumlama eğilimindedir); Mimetik olarak (çünkü her film ya gerçekliği yansıtır ya da gerçekliği ve politikasını yeniden yaratır); Tabiatı gereği (çünkü film yoğun iletişimsel doğası, film ve izleyici arasındaki ilişkiye doğal bir politik boyut ekler.)
Sayfa 292·Kitabı okudu
Reklam