Ne istiyorsun? Varlığını sürdürmek mi? Duygularının arzularının peşinden gitmek mi? Olgunlaşmayı ve olgunlaşmanın durmasını mı? Konuşmak mı? Düşünmek mi?
Bunlardan hangisi istemeye değer sence? Bunların hepsini küçümseyebiliyorsan nihai amacın, tanrının ve aklın peşinden git. Ancak öncekilere değer vermek ve ölümle herhangi birinden mahrum kalacağımıza üzülmek aklın ve tanrının yolundaki bir engeldir.
Yaşamın kurtuluşu her şeyi bütünüyle, bütün gerçekliğiyle, özü ve nedeniyle görmeye, bütün ruhunla doğru olanı yapmaya ve doğruyu söylemeye bağlıdır. Bir iyiliğin hemen ardından, arada küçücük bir mesafe bile bırakmadan bir başka iyilik yaptıktan sonra hayatın tadını çıkarmaktan başka ne kalır geriye?
Herhangi bir insanın bütün insanlarla ne kadar yakın olduğunu, bu yakınlığın kandan veya tohumdan değil, toplumsal akıldan kaynaklandığını da unutuyorsun. Her insanın aklının tanrısal olduğunu ve oradan aktığını da unutuyorsun. Hiçbir şeyin, hiç kimseye has olmadığını, çocuğunun, bedeninin, hatta ruhunun bile oradan geldiğini, her şeyin yalnızca kanılarından ibaret olduğunu, her insanın yalnızca şu an yaşadığını ve yalnızca yaşadığı şu anı kaybedeceğini de unutuyorsun.
İlkelerini kullanırken gladyatöre değil, boksöre benzemelisin. Çünkü gladyatör kılıcını kullanır ve bırakır, fakat boksörün eli hep hazırdır ve onu yumruk yapmak dışında başka bir şeye gerek duymaz.