Fatih

Fatih
@Fatihhkuzuu
130 okur puanı
Kasım 2017 tarihinde katıldı
Mit ve Anlam
​1. "Campbell’a göre mitin alanı insan ruhunun alanıdır." ​Campbell burada mitolojinin dış dünyayla ya da sadece tarihle ilgili olmadığını söylüyor. Mitler aslında bizim iç dünyamızın,
Fatih
1. "...insanlara mitsel bir boyut açıldığı zaman, mutluluk, neşe ve öz yetkinlik olarak adlandırılabilecek bir algı da onlara açılır." ​Campbell burada, insanların sadece fiziksel dünyada (yemek, içmek, çalışmak) yaşamadığını, aynı zamanda anlam dünyasına ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Bir kişi mitolojik bir öyküde kendi yaşam mücadelesinin karşılığını bulduğunda (örneğin zorluklara karşı savaşan bir kahramanla bağ kurduğunda), hayatı daha anlamlı gelmeye başlar. Bu anlam arayışının karşılık bulması, kişide içsel bir tatmin, mutluluk ve kendi potansiyelini gerçekleştirme (öz yetkinlik) duygusu yaratır. ​2. "Onlara, insan özgüveninin kurtarıcı imgesi ve insan olmanın değerinin yeni bir takdiri verilir." ​Mitoloji bize "insan olmanın" sadece biyolojik bir süreç olmadığını gösterir. Mitlerdeki kahramanlar, imkansız görülen zorlukları aşarak insanın içindeki potansiyeli temsil ederler. Bu hikayelerle bağ kuran birey, "Eğer o yapabildiyse, insanoğlu bunu başarabiliyorsa, ben de yapabilirim" duygusuna kapılır. Bu durum, insanın kendisine olan güvenini tazeler ve insan yaşamının ne kadar kıymetli ve derin olduğunu fark etmesini sağlar. ​3. "Bir mitoloji, belirli bir zamanda belirli bir toplumda insan tecrübesinin ve tatmin olanaklarının mecazi sembolik imgelerinin ve anlatılarının bir düzenidir." ​Campbell burada mitolojinin teknik bir tanımını yapıyor. Ona göre mitoloji; ​Mecazi ve Semboliktir: Anlatılanlar düz mantıkla değil, sembollerle okunmalıdır (Örneğin; devlerle savaşmak aslında insanın kendi içindeki büyük egosuyla veya korkularıyla savaşmasıdır). ​İnsan Tecrübesini Yansıtır: Mitler, insanın doğum, büyüme, aşk, savaş ve ölüm gibi evrensel deneyimlerini hikayeleştirir. ​Tatmin Olanaklarını Sunar: İnsanın bu dünyada nasıl huzur bulacağına, ruhsal olarak nasıl "tam" hissedeceğine dair yol haritaları sunan bir sistemdir.
Cioran , soyut düşüncelerin insani tutkularla birleştiğinde nasıl birer yıkım aracına dönüştüğünü şu aşamalarla açıklar: Fikrin Yansızlığı: Özünde her fikir sadece bir olasılıktır, soğuk ve nötrdür.
Fatih isimli okura yanıt verildi
Fatih
evrenle eş düzeyde bir taşra sıkıntısının; şüphenin bir olay ve ümidin bir musibet gibi görüneceği değişmezlikte bir Tarih'in hayalini kurar ... Cioran’ın bu satırları, insanlığın o bitmek bilmeyen "şanlı tarih" yazma arzusuna karşı bir havlu atma ve nihai bir istirahat özlemidir. Yazar, insanı yıkan "yücelik" tutkusuna karşı, koruyucu bir zırh olarak "tekdüzeliği" ve "can sıkıntısını" önerir. ​ ​"Yücelik ve kan dökmeden bıkıp usandığı için," ​Yüceliğin Bedeli: Tarih boyunca "yücelik" (grandeur) adına yapılan her hamle —büyük fetihler, devrimler, imparatorluklar— beraberinde kan getirmiştir. Cioran, insanlığın bu "kahramanlık" oyunundan yorulduğunu saptar. ​Bıkkınlık: Bu, entelektüel bir yorgunluktur. İnsanlık artık "büyük amaçlar" peşinde koşarken dökülen kandan ve bu kanı kutsayan "yüce" söylemlerden tiksinmiştir. ​ "...evrenle eş düzeyde bir taşra sıkıntısının;" ​Taşra Sıkıntısı (Ennui): Taşra, Cioran için hiçbir şeyin değişmediği, zamanın donduğu, büyük olayların yaşanmadığı bir durağanlık sembolüdür. ​Kozmik Sıkıntı: Yazar, sadece bir şehrin değil, tüm evrenin bir "taşra kasabası" gibi sessiz ve tekdüze olmasını hayal eder. Bu sıkıntı, insanı eyleme geçmekten alıkoyan şifalı bir uyuşukluktur. Çünkü sıkılan insan, savaş başlatmak için fazla "isteksizdir". ​ "...şüphenin bir olay ve ümidin bir musibet gibi görüneceği..." ​Şüphenin Olaylaşması: Normalde tarih, savaşlarla ve taç giyme törenleriyle doludur. Cioran'ın hayalinde ise tek "olay", zihinde uyanan küçük bir şüphedir. Dış dünyada hiçbir şey değişmez, sadece düşünce kımıldar. ​Ümidin Musibet Olması: Bu, Cioran'ın en sarsıcı tersyüz etmelerinden biridir. Ümit, insanı "gelecek" için harekete geçiren, dolayısıyla huzuru bozan ve çatışmayı tetikleyen bir felakettir (musibet). Ümidin bittiği yerde, insan "olanla" yetinir ve şiddet sona erer. ​ "...değişmezlikte bir Tarih'in hayalini kurar ..." ​Tarihin Sonu: Tarih, doğası gereği değişimdir. Cioran ise "değişmeyen bir tarih", yani akmayan bir zaman hayal eder. ​Huzur Olarak Statüko: Hiçbir yeni fikrin, hiçbir yeni kurtarıcının ve hiçbir yeni "müjdenin" gelmediği; dün ile bugünün tıpatıp aynı olduğu bir dünya. Cioran için gerçek cennet, hiçbir şeyin "başlamadığı" ve hiçbir şeyin "olmadığı" o mutlak durgunluktur. ​Cioran'ın Nihai Arzusu ​Cioran bize şunu fısıldıyor: İnsanlığı kurtaracak olan şey yeni bir "ideal" değil, kolektif bir "can sıkıntısıdır". Eğer hepimiz bir taşra kasabasındaki bir öğleden sonrası kadar sıkılırsak ve bir şeyleri değiştirme ümidimizi (musibeti) tamamen yitirirsek; işte o zaman ne bir tiran bizi peşinden sürükleyebilir ne de bir fikir uğruna birbirimizi boğazlarız. ​Bu satırlar, "ilerleme" ve "hız" tutkunu modern dünyaya karşı, "durmanın ve donmanın" kutsallığını savunan radikal bir sığınma talebidir.
Cioran , soyut düşüncelerin insani tutkularla birleştiğinde nasıl birer yıkım aracına dönüştüğünü şu aşamalarla açıklar: Fikrin Yansızlığı: Özünde her fikir sadece bir olasılıktır, soğuk ve nötrdür.
Fatih isimli okura yanıt verildi
Fatih
Fanatiklerin işkence ettiği ve "İdealistler"in batırdığı halkları kurtaran onlardır. Doktrinsizdirler, sadece kaprisleri ve çıkarları vardır; ilkeli despotizmin yol açtığı yıkımlardan bin kere daha dayanılır olan uyumlu zaaflardır bunlar. Zira hayattaki bütün kötülükler bir "hayat anlayışı"ndan ileri gelir. Olgunlaşmış bir siyaset adamı, eski Sofistler'in çalışmalarını derinleştirmeli ve şan dersleri almalıdır; - bir de yolsuzluk dersleri... Cioran’ın bu pasajı, "ahlaklı siyaset" ve "idealist toplum" yanılsamasına indirilmiş en ağır darbelerden biridir. Cioran, dünyayı cehenneme çevirenlerin "kötü niyetli günahkarlar" değil, "iyi niyetli ve sarsılmaz inançlı idealistler" olduğunu savunur. ​ "Fanatiklerin işkence ettiği ve 'İdealistler'in batırdığı halkları kurtaran onlardır." ​"Onlar" Kimdir?: Cioran burada bir önceki paragrafta bahsettiği "zirzopları, kurnazları ve hiçbir şeye inanmayanları" kasteder. ​Kurtuluşun Kaynağı: Fanatik, inancı uğruna işkence yapar; idealist ise toplumun gerçekliğini kendi "ideal şablonuna" uydurmaya çalışırken hayatı felç eder. Halkları bu zulümden kurtaran şey, "yüce bir dava" değil, bu tip inançsızların getirdiği "gevşeme" ve "boşvermişlik" halidir. ​ "Doktrinsizdirler, sadece kaprisleri ve çıkarları vardır; ilkeli despotizmin yol açtığı yıkımlardan bin kere daha dayanılır olan uyumlu zaaflardır bunlar." ​Doktrin vs. Kapris: Doktrin (ideoloji), soğuk ve katıdır; kişiyi değil, "sistemi" esas alır. Oysa kapris ve çıkar insanidir. ​Zulmün Ölçeği: Cioran’a göre şahsi çıkarı için küçük yolsuzluklar yapan bir "despot", bir "ilke" (örneğin 'saf ırk' veya 'mutlak eşitlik') adına milyonları ölüme gönderen bir idealistten çok daha zararsızdır. Kapris geçicidir, insanı yorar ama yok etmez; oysa ilkeli despotizm sistematiktir ve kökünüzü kazır. ​"Zira hayattaki bütün kötülükler bir 'hayat anlayışı'ndan ileri gelir." ​En Radikal Tespit: Cioran, kötülüğün kaynağını "kötü niyet"te değil, "bir hayat görüşüne sahip olmak"ta bulur. ​Neden?: Çünkü bir "hayat anlayışı"na (nasıl yaşanmalı, dünya nasıl olmalı) sahip olduğunuz an, o anlayışa uymayan her şeyi "kötü" ilan eder ve onu yok etme hakkını kendinizde görürsünüz. Gerçek barış, hiçbir hayat anlayışına sahip olmamak, yani dünyayı olduğu gibi bırakmaktır. ​ "Olgunlaşmış bir siyaset adamı, eski Sofistler'in çalışmalarını derinleştirmeli ve şan dersleri almalıdır; - bir de yolsuzluk dersleri ..." ​Sofizm ve Görelilik: Sofistler, mutlak gerçeğin olmadığını, her şeyin bakış açısına göre değiştiğini savunurdu. Cioran'a göre bir siyasetçi, "tek bir doğrudan" vazgeçmek için sofistleri çalışmalıdır. ​Şan ve Yolsuzluk İronisi: Cioran burada kara mizah yapar. Bir siyasetçinin "halkı kurtaracağım" diye bağırıp kan dökmesindense; sahne sanatlarıyla (şan) ilgilenip estetik bir oyun oynamasını ve "yolsuzluk" (kişisel çıkar) peşinde koşmasını yeğler. ​Neden Yolsuzluk?: Çünkü yolsuzluk yapan siyasetçi, "idealler" için değil, "para veya konfor" için oradadır. Paraya doyunca durabilir, ama bir ideale tapan kişi asla durmaz; kan dökmeye devam eder. ​Cioran'ın Nihai Mesajı ​Cioran bize şunu fısıldar: Dünyayı "dürüst ve idealist" siyasetçilerden koruyun. Çünkü onlar dünyayı kendi cennetlerine çevirmek için yeryüzünü cehenneme çevirirler. Gerçek "olgun" siyasetçi, hiçbir şeye tam olarak inanmayan, her şeyin gelip geçici olduğunun farkında olan ve bu yüzden kimseyi bir fikir uğruna kurban etmeyecek kadar "ilgisiz" olandır.
Cioran , soyut düşüncelerin insani tutkularla birleştiğinde nasıl birer yıkım aracına dönüştüğünü şu aşamalarla açıklar: Fikrin Yansızlığı: Özünde her fikir sadece bir olasılıktır, soğuk ve nötrdür.
Fatih isimli okura yanıt verildi
Fatih
Her imanın bir tür terör icra etmesindendir bu; ve bunu yerine getirenin "saflar" olması, olayı daha da ürkütücü hale getirir. Kurnazlara, düzenbazlara, zirzoplara güvenilmez; halbuki tarihteki hiçbir büyük kargaşa onlara isnat edilemezdi; hiçbir şeye inanmadıkları için ne yüreklerinize ne de artdüşüncelerinize karışırlar; sizi kendi gevşekliğinizin, ümitsizliğinizin ya da yararsızlığınızın eline bırakırlar; insanlık yaşadığı azıcık refah anlarını onlara borçludur: Cioran’ın bu pasajı, alışılagelmiş ahlak anlayışını bir kez daha yerle bir eder. Cioran burada "dürüst" ve "saf" olanı tehlikeli; "düzenbaz" ve "inançsız" olanı ise kurtarıcı ilan eder. ​Satır satır bu provokatif ve zihin açıcı mantığı inceleyelim: ​"Her imanın bir tür terör icra etmesindendir bu; ve bunu yerine getirenin 'saflar' olması, olayı daha da ürkütücü hale getirir." ​İmanın Tahakkümü: Cioran’a göre inanç, doğası gereği dışlayıcıdır. Bir şeye tüm kalbiyle inanan kişi, o inancın dışında kalan her şeyi bir tehdit veya temizlenmesi gereken bir kir olarak görür. Bu yüzden her iman, içinde gizli bir terör potansiyeli taşır. ​"Safların" Tehlikesi: Kötü niyetli birinin kötülüğü sınırlıdır; ancak "saf" bir inananın (ideolojik veya dini) dehşeti sınırsızdır. Çünkü o kişi, zulmederken bile "iyi bir şey yaptığını" düşünür. Vicdan azabı çekmez, şüphe duymaz. Cioran için dünyadaki en ürkütücü şey, elinde bir kutsal metin veya ideal olan, "temiz kalpli" bir fanatiktir. "Kurnazlara, düzenbazlara, zirzoplara güvenilmez; halbuki tarihteki hiçbir büyük kargaşa onlara isnat edilemezdi;" ​Güvenin Paradoksu: Toplum bu tipleri (düzenbaz, zirzop) dışlar ve onlara güvenmez. Cioran ise tarihin tanıklığına başvurur: Dünyayı kana bulayanlar hiçbir zaman "çıkarcı düzenbazlar" olmamıştır. ​Çıkarın Sınırı: Bir düzenbaz sadece kendi çıkarını düşünür; bu yüzden dünyayı yakacak kadar büyük bir risk almaz veya milyonları öldürmekle uğraşmaz. O sadece küçük oyunların peşindedir ve bu haliyle "büyük katliamlardan" masumdur. ​ "hiçbir şeye inanmadıkları için ne yüreklerinize ne de artdüşüncelerinize karışırlar;" ​Müdahale Etmeme Özgürlüğü: Bir zirzop veya hiçbir şeye inanmayan bir "boşvermiş", sizin neye inandığınızla ilgilenmez. Sizi "doğru yola" getirmek gibi bir derdi yoktur. ​Zihinsel Dokunulmazlık: Sizin ruhunuzu kurtarmaya çalışmadıkları için size en büyük özgürlüğü tanırlar: Kendi başınıza kalma özgürlüğü. Onlar için siz bir "kazanılması gereken ruh" değil, sadece bir figürsünüzdür. ​"sizi kendi gevşekliğinizin, ümitsizliğinizin ya da yararsızlığınızın eline bırakırlar;" ​En Büyük Lütuf: Fanatikler sizi "disipline sokmaya", "umutlandırmaya" ve "işe yarar hale getirmeye" çalışırken; inançsızlar sizi olduğunuz gibi, yani tüm insani zavallılığınızla baş başa bırakırlar. ​Doğallık: Cioran’a göre insanın kendi gevşekliği ve yararsızlığı içinde bırakılması, bir ideoloji adına "kahraman" yapılmasından çok daha merhametli bir durumdur. ​"insanlık yaşadığı azıcık refah anlarını onlara borçludur:" ​Barışın Kaynağı Olarak Şüphe: İnsanlığın "rahat nefes aldığı" dönemler, büyük davaların ve "safların" uykuda olduğu, yerini dünya nimetlerine düşkün, kurnaz ve kuşkucu insanların yönetimine bıraktığı dönemlerdir. ​İnançsızlığın Huzuru: Cioran der ki; dünya ne zaman ki "yüce amaçları" unutup "zirzopların" eline kalır, işte o zaman kan dökülmez. Çünkü zirzoplar savaşmak için fazla tembel ve fazla alaycıdırlar. ​Cioran'ın Nihai Çıkarımı ​Cioran bizi ironik bir tercihe zorlar: "Dürüst bir fanatiğin elinde can mı vermek istersiniz, yoksa düzenbaz birinin kayıtsızlığı sayesinde huzurla yaşamak mı?" ​Cioran için "saf inananlar" tarihin cellatları, "hiçbir şeye inanmayan zirzoplar" ise insanlığın fark edilmeyen gerçek koruyucularıdır. Bu bakış açısı, bugün "samimiyet" ve "dava adamlığı" güzellemelerinin yapıldığı modern toplumda, "ilgisizliğin" ve "alaya almanın" ne kadar hayati birer savunma mekanizması olduğunu hatırlatıyor.
Cioran , soyut düşüncelerin insani tutkularla birleştiğinde nasıl birer yıkım aracına dönüştüğünü şu aşamalarla açıklar: Fikrin Yansızlığı: Özünde her fikir sadece bir olasılıktır, soğuk ve nötrdür.
Fatih isimli okura yanıt verildi
Fatih
Birisinin idealden, gelecekten, felsefeden içten bir şekilde söz ettiğini, emin bir ses tonuyla "biz" dediğini, "diğerleri"ni andığını duymam; kendini onların tercümanı olarak gördüğüne şahit olmam onu kendime düşman görmem için yeterlidir. Onda bir tiran müsveddesi, aşağı yukarı bir cellat görürüm; tiranlar kadar, büyük cellatlar kadar nefrete müstahaktır. Cioran’ın bu pasajı, onun bireysel özgürlük anlayışının ve kolektif yalanlara duyduğu nefretin doruk noktasıdır. Cioran burada, toplumun "karizmatik lider" veya "dava adamı" olarak alkışladığı figürleri, aslında insanlığın en büyük tehditleri olarak ilan eder. ​ ​"Birisinin idealden, gelecekten, felsefeden içten bir şekilde söz ettiğini, emin bir ses tonuyla 'biz' dediğini..." ​Retoriğin Tehlikesi: Cioran; "ideal", "gelecek" ve "felsefe" gibi kulağa hoş gelen kavramların, aslında bir tahakküm kurma aracı olduğunu söyler. ​"Biz" Sözcüğünün Şiddeti: "Biz" demek, bireyin özgünlüğünü çalmak ve onu bir yığının parçası haline getirmektir. Cioran’a göre "biz" diyen kişi, aslında "Ben senin adına karar verdim ve seni bu kalıba soktum," demektedir. Bu "emin ses tonu", şüphenin ve dolayısıyla insanlığın bittiği yerdir. "...'diğerleri'ni andığını duymam; kendini onların tercümanı olarak gördüğüne şahit olmam onu kendime düşman görmem için yeterlidir." ​Ayrıştırma (Dichotomy): Birisi "diğerleri"nden bahsettiği an, dünyayı "biz" ve "onlar" olarak ikiye bölmüş, düşmanlığın temellerini atmış demektir. ​Tercümanlık Küstahlığı: Cioran, bir insanın bir başkasının adına konuşma (tercüman olma) iddiasına tahammül edemez. Her ruh tekildir ve tercüme edilemez. Birisi "Halkın sesiyim," veya "Şunların temsilcisiyim," diyorsa, aslında o insanların sessizliğini kendi iktidarı için kullanıyordur. ​ "Onda bir tiran müsveddesi, aşağı yukarı bir cellat görürüm;" ​Potansiyel Diktatörlük: Cioran’a göre bugünün "içtenlikle" konuşan idealisti, yarının tiranıdır. O idealist, eline güç geçtiği an, o çok sevdiği "idealleri" uğruna insanları kurban etmekten çekinmeyecektir. ​Zihinsel Cellat: Cellat sadece bedeni öldürür; oysa bu tip "idealistler" insanın zihnini, şüphesini ve yalnızlığını öldürürler. Bu yüzden onlar birer "müsvedde" (henüz tam olmamış ama potansiyel taşıyan) tirandır. ​ "...tiranlar kadar, büyük cellatlar kadar nefrete müstahaktır." ​Ahlaki Eşitlik: Cioran burada çok radikal bir eşitlik kurar. Tarihin gördüğü en büyük katliamcılar ile bugün kürsüde ateşli nutuklar atan o "samimi" adam arasında bir fark yoktur. ​Nefretin Nedeni: Birisi size "nasıl yaşamanız gerektiğini", "geleceğin nasıl olacağını" veya "kiminle birlikte yürümeniz gerektiğini" söyleme cüretini gösteriyorsa; o kişi sizin varoluşunuza saldırıyordur. Cioran için bu saldırı, fiziksel bir saldırı kadar ağır bir suçtur. ​Cioran'ın Nihai Mesajı ​Cioran bize bir "Mesafe ve Yalnızlık" savunması yapar. Ona göre kurtuluş, birinin peşinden gitmekte veya bir grubun "biz"ine dahil olmakta değil; her türlü toplu coşkudan ve "idealist" söylemden kaçmaktadır. ​Gerçek erdem, kimsenin adına konuşmamak ve kimsenin kendi adımıza konuşmasına izin vermemektir. Cioran için dünya, ancak herkesin kendi "yalnızlığında" kalmayı başardığı ve "gelecek" gibi soyut masallardan vazgeçtiği zaman bir nebze nefes alınabilir bir yer olacaktır.