Sevgimin zekâtını versem, gözlerimden yüzlerlerce mecnun düşerde leyla yerine medusaya denk gelirim. Tanrıların ölümsüz güzelliğini kıskandığı kızıl saçlı medusa gözlerimi yumsam da taşa dönüşmem için sessizliğin yeterliydi. Seni bir ifrite çeviren karşılaştığın kişiler mi yoksa acımasız tanrılar mıydı bilinmez. Mitolojiyi ve tarihi baştan yazamam ama gelecek benim ellerimde hiç olmadığı kadar güzel duruyor. Yer, gök tüm canlı ve cansız varlıklar atomlarına kadar seni nasıl sevdiğimi biliyorken sen bilmiyorsun. Öyle kesin net bir sevgiydi ki bu gerçekçilik bile yanında gerçekçi durmaz. Neyse...Tanrıların önünde diz çöküp dehşete kapıldığı yüreğimden Medusaya selam olsun.
Kişinin özfarkındalık yetisi ne kadar eksikse, endişe ve nedensiz öfke ve kırgınlığa da o denli hedef haline gelir ve öfke bizi gerçekliği hissetmemeye dair sezgisel becerilerimizi kullanmaktan bazen alıkoysa da endişe bunu her daim yapar.
Yepyeni bir dünyayı aydınlatan şimşeklerden farksız aforizmalarından birinde Nietzsche şöyle der: "Hata korkaklıktır!" Yani bir başka deyişle, gerçeği görmememizin nedeni, yeterince kitap okumuş olmamız ya da yeterli akademik eğitime sahip olmamamız değil de yeterince cesur olmamamızdır.
Bize beslenen sevginin (çocuklarımız yahut başkaları tarafından) boyutu taleplerimiz, fedakarlıklarımız ya da ihtiyaçlarımızla değil, kendi sevme kapasitemizle orantılıdır.
Sevgiyi almak ve satmak için kullanırız. Bu durumun örneklerinden biri de coğu ebeveynin, onlara baktıkları için çocuklarının kendilerini sevmesini beklemeleridir. Elbette ebeveyn ısrarcı davrandığında çocuklar yalancıktan da olsa bazı sevgi eylemlerini yapmayı öğrenirler fakat bir şeyin karşılığı olarak talep edilen sevginin aslında sevgi olmadığı er ya da geç anlaşılır. Bu tür bir sevgi "sağlam bir temele oturmamıştır" ve çocukların erken yetişkinlik döneminde çatırdayarak yerle bir olur.