Sevgimin zekâtını versem, gözlerimden yüzlerlerce mecnun düşerde leyla yerine medusaya denk gelirim. Tanrıların ölümsüz güzelliğini kıskandığı kızıl saçlı medusa gözlerimi yumsam da taşa dönüşmem için sessizliğin yeterliydi. Seni bir ifrite çeviren karşılaştığın kişiler mi yoksa acımasız tanrılar mıydı bilinmez. Mitolojiyi ve tarihi baştan yazamam ama gelecek benim ellerimde hiç olmadığı kadar güzel duruyor. Yer, gök tüm canlı ve cansız varlıklar atomlarına kadar seni nasıl sevdiğimi biliyorken sen bilmiyorsun. Öyle kesin net bir sevgiydi ki bu gerçekçilik bile yanında gerçekçi durmaz. Neyse...Tanrıların önünde diz çöküp dehşete kapıldığı yüreğimden Medusaya selam olsun.
Fatih TAT
Mutlu son, haklı olarak yanlış bir sunum diye aşağılanmaktadır; çünkü dünya, bildiğimiz kadarıyla, gördüğümüz kadarıyla, bir tek son sunar: ölüm, çözülme, parçalanma ve sevdiğimiz biçimlerin kayboluşuyla kalbimizin çarmıha gerilmesi.
Ve nerede bir nefret bulacağımızı düşünürsek orada bir tanrı bulacağız; nerede bir başkasını öldürmeyi düşünsek orada kendimizi öldüreceğiz; nerede dışa doğru yol almayı umsak orada kendi varlığımızın merkezine geleceğiz; nerede yalnız olduğumuzu sansak orada bütün dünyayla birlikte olacağız.
Rüya kişiselleştirilmiş mittir, mit kişisellikten çıkarılmış rüyadır; hem rüya hem de mit ruhun dinamiğinin genel işleyişi içinde simgeseldir. Fakat rüyada biçimler rüya görenin kendine özgü sorunlarıyla tuhaflaşmıştır, mitte ise belirtilen sorunlar ve çözümler bütün insanlık için dolaysızca geçerlidir.
İnsan yaşamının bu öğleden sonrasında arzu ve korkularımızın normal simgeleri karşıtlarına dönüşür; çünkü artık söz konusu olan yaşam değil ölümdür. Öyleyse terk edilmesi güç olan rahim değil fallustur, en azından yaşam yorgunluğu kalbi sarmadıkça, daha önce aşkın cazibesi mutluluk vaadini veren ölüm olmadıkça.