"Siyer okumak hem kişinin Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem ile ilişkisine delildir hem de Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme olan sevgiyi artırmanın en birincil yoludur. Hakkında azıcık bilgimiz olan bir kişiyi sevdiğimizi iddia edemeyiz. Birisini sevmenin işareti onun hakkında daha fazla öğrenme aşkıdır..."
İşte modern çağın en çok göze çarpan özelliği de budur:
Ardı arkası kesilmeyen bir telaş, sürekli değişim ve bizzat olayların kendisiyle birlikte sürüklendiği durmadan artan hız gereksinimleri... Bu, çokluk içinde dağılmadır. Öyle bir çokluk ki, artık hiçbir üstün/aşkın ilke bilinciyle birleşemez. Ayrıca bu, bilimsel kavramlarda olduğu gibi günlük hayatta da aşırılığa vardırılan bir çözümleme, sınırsız bir parçalama ve beşeri faaliyetin hala çalışabileceği tüm alanlarda gerçek bir ufalanışıdır.
“Evet, ben de öyle işe yaramaz bir adam değilim” dedi. “İş başa düştü müydü taşı sıksam suyunu çıkarırım. Sadece şu an biraz hazımsızlık çekiyom. Söylediğiniz şeylerin çoğunu hazmedemiyom. Böyle şeyleri öğrenmedim hiç, anlarsınız ya. Kitaplarla şiirleri seviyorum ve zamanım oldukça ne bulsam okuyom. Ama onlar üzerine sizin düşündüğünüz gibi şeyleri hiç düşünmemiştim. Bu yüzden onlardan bahsedemiyorum. Yabancı bir denizde haritasız, pusulasız iz sürmeye çalışan bir yolcu gibiyim. Ama şimdi kendimi yola sokmak istiyom. Belki siz bana doğrusunu öğretirsiniz. Bu konuştuğunuz şeyleri nasıl öğrendiniz?”
İslam dünyasına buyurgan bir dille yol yordam öğretmeye kalkan Batılının da "Bizim ne eksiğimiz var?" diye düşünüp duran İslam dünyası içinden çıkma müstağribin de buluştuğu nokta: Batı'nın, Batı medeniyetinin ve Batılının tamlığı.
Batılı kendisini tam olarak sunuyor, insanlığın nihai ve en gelişmiş halkası olduğunu düşünüyor. Mükemmeli kendisinin temsil ettiği iddiasında.
İşin garibi müstağribimiz de böyle düşünüyor. Dolayısıyla kendisine, o "mükemmel"e, o "ideal"e, o "numune-i imtisal"e göre biçim vermeye çalışıyor.