Sadece bu dünya için yaratılmış gibi karşılığı ahirette verilecek olan işlerden yüksünür insan. Ahireti hayal, dünyayı hakikat vehmettiği için ahirete faydası olacak amelleri üşenerek ve gönülsüzce yapar. Ahiret inancındaki zayıflıktan dolayı, varlığından emin olduğu dünya işlerine kilitlenmek daha kårlı ve daha anlamlı görünür ona. Kamil bir iman, kâmil ibadetlere vesile olmalıyken ibadet hayatında tembelliğe ve gevşekliğe onu iten şey, imanındaki zayıflık ve sönüklüktür
Insanın eksiksiz ve kıvamında ibadet edebilmesi için bütün yetenek ve imkânlara sahip olmasına rağmen geçiştirerek, yarım yamalak ve aradan çıkarma telaşıyla yerine getirdiği ibadetler onun inanç seviyesiyle ilişkisiz değildir. İbadetlerdeki ihmallerini işlerin yoğunluğu, vakit darlığı gibi sudan sebeplere bağlayarak vicdanını rahatlatır insan; gerçek meselesi olan iman zaafıyla yüzleşmemek için... Onun ibadetleri bezgin ve isteksizce yapıyor olması, ibadetlerin karşılığına olan güvenindeki zayıflığın bir yansımasıdır aslında.
İşyerinde bir miktar para karşılığında her gün sabahtan akşama kadar şevkle yıllar boyu çalışmaktan yüksünmeyen, dünyevi işlerde gevşeklik göstermeyen, hatta bazen aşkla çalışan insanın, karşılığı çok daha büyük olan ibadetlerde düzensizlik ibadetlerin öbür âlemdeki karşılıklarına ve nihayet bir bütün olarak ahiret hayatının varlığına duyduğu şüpheden başka ne olabilir?