Fatma Betül Işık

Erdem Bayazıt'ın çok sevdiğim bir şiiri var ... "Yaşımdam yorgun yaşımdan telaşlıyım bugünlerde!" "Kaç yaşındayım sahi saymadım bilmiyorum " Ve bir başka şiirinde "İnsanların koşup durduğu bu dar yapılarda Bir kısır döngüye girmek için bütün bu çabalar Biz bunun için mi geldik" Yaşımdan yorgun değilim bugünlerde ama anlamlandıramadığım bir telaş var hep üzerimde/üzerimizde, devamlı olarak bir yere/duyguya/ileriye yetişme hali, sadece bende de değil bu, bu dönemin verdiği bir hissiyat bence. Ya da sosyal düzenin/büyüklerin/yaşamın bize gizlice enjekte ettiği bir hâl. Kimi zaman yapmayı sevdiğimiz şeylerden sakince zevk almamızı engelleyen ve hobilerimizi geciktiren ya da zihnimizin ücra biryerlerinde daha "faydalı" (kime göre ?) işler yapmamız gerekliliğini üreten bir düşünce. Ankara'nın işlek sokaklarında en çok gördüğüm şey hızlı hızlı, koşar adımlarla yürüyen insanlar... bu dünyada asla geri alınmayacağını düşündüğüm iki şey var birisi zaman, dikkatli kullanılması gereken ve insanın birşey ödemeden alabileceği ama verdiğinde asla geri alamadığı en önemli şey. Ama sevdiğimiz şeyler için değil zorunda kaldığımız/ zorunlu olduğumuz şeyler için harcamak ve kalanını sevdiğimiz şeyler için çok çok idareli kullanmak zorunda kalmak, bizi dinlendiren faaliyetlerde bile bir yere koşar gibi keyif almadan hareket etmemizin sebebi bu mu? Yoksa hepimizin zihninde Erdem Bayazıt'ın söylediği gibi bir kısır döngüye girmek için mi bütün bu çabalar ? Biz sahiden bunun için mi geldik ?
İnsan ve Duygular
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bütünümün parçaları
Yıllar önce okuyup altını çizdiğim cümleleri, herhangi bir kitabın, herhangi beni vuran bir cümlesini okuduğumda, ne hissederek ve nerede yazdığımı hatırlayamadığım kendi cümlelerimi okuduğumda, sanki bir zaman tünelinin içinde kendi yolculuğumu izliyorum ama sayfaları koparılmış bir kitabı okumaya benziyor kimi zaman. Elimin sürekli defterlerime kitaplarıma gitmesi en güvenli zemin hissi... Cemal Süreya'nın "bir kitaptır yaşamak" cümlesinin tezahürü gibi.. Daha varlığımın ne olduğunu anlamadığım ama anlamlandırmaya çalıştığım dönemde karşıma çıkan cümleler , keşke ben yazsaydım hissini oluşturan cümleler, dönem dönem benim düşüncelerimi değil düşüncelerimin beni yönlendirdiği ve "keşke bu kadar düşünmesem inanılmaz yoruldum " dediğim anda/en ihtiyacım olduğu anda İsmet Özel'in "insan düşünmeyi içine sindirememiş bir varlıktır" cümlesi teselliye yetişmişti. Ki bu da çok yerinde bir tespitti çünkü bende epey yorulmuştum düşünmekten. Çünkü benim zihnim yeni bulmacaları birleştirirken geride birleştir/e/mediklerim için çalışmayı sürdürürdü. Ben düşüncelerimi berraklaştırıp teker teker yoluna koyarken yavaşça ümitleniyordum da sonra "ümidin varlığımızı her an kovalayan ölümün üzerinde bir perde olduğunu biliyor musun ?" Diye soruyor Nurettin Topçu bana biliyordum. O yüzden ne rüyalar, ne hayaller ne benim gerçekliğim ne de dünyanın yörüngesinde herhangi bir milimlik bir değişim dahi oluşturmayacak fikirler mühimdi, zaten neyin önemli olduğunu anladığım bu anlar bu düşüncelerimin sağlamasını yaptığım anlardı, bende düşüncelerimi zihnimde sakince dinledim ve onları hafızamın kör karanlığından çıkarttım avuçlarımda biriktirdim ve zihnimin "ümit " kısmına emanet ettim çünkü orada daha güzellerdi... tıpkı cümlelerin/ fikirlerin/ mutlukların/dertlerin anlatıldığı yerde /
İnsan ve Duygular
Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler. Gerçek olan senin mevsimindir oysa. O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez. Dönüp yüreğine bak. Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür. Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir. Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim. Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne. Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin. Bütün bunlar kurmaca. Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar. Haritalar da gerçeği söylemez. Kuzey Amerika’yı Afrika’dan büyük gösterecekler sana. Doğru değil. Afrika altı milyon kilometrekare daha büyüktür. Avrupa’ya kıta deyip duracaklar. Doğru değil. Asya’nın uzantısından başka bir şey değil Avrupa dedikleri. Bazı şehirlerin uzakta olduğunu anlatacaklar sana. Uzaklık ve yakınlık aslı astarı olmayan ölçütlerdir. Kudüs’ü öğren mesela. Saraybosna’yı, Şam’ı, Bağdat’ı, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Çanakkale’yi… Öğren buralarda ne yetişir, insanlar ne yer ne içer, denizleri nasıldır, tarihte neler yaşamışlar, çocukları hangi oyunları oynar, anneler hangi ninnileri söyler, genç kızlar ne işler, erkekler ne işe koşar. Öğren hangi şarkıları söyler buraların halkları. Neye ağlar, neye gülerler. Öğren bu şehirler, ne zamandır senden uzakta. Öğren bu şehirler senden niye uzakta. Tarık Tufan
Edebiyat