fatma karataş

fatma karataş
@Fatma_Karata
instagram.com/s/aGlnaGxpZ2h0O... Truva Edebiyat Dergisinde yayımlanmış öyküler; Kayıp Çocuklar Nerede?, Kahkaha Atan Ceset, Şüpheli Ölüm...
Öğretmen (atanmayı bekleyen...)
ETÜ/ EDEBİYAT
309 okur puanı
Mayıs 2022 tarihinde katıldı
Puan vermedi·319 syf.·
2026 5. kitabı
Türk edebiyatının ilk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım'dan Muhadarat'ı okumak benim için hem büyük bir gurur hem de tam bir sinir harbi oldu! Ahmet Mithat Efendi’nin öğrencisi olan yazarımızın bu ilk romanı Muhadarat, 19. yüzyıl sonu Osmanlı konak hayatını öyle bir anlatmış ki; kendimi resmen entrika dolu, eski bir Türk dizisinin tam ortasında buldum. Kitabı okurken yaşadığım siniri anlatmaya kelimeler yetmez. O "şeytan kalpli" üvey anne Calibe’nin attığı iftiralar, Fazıla ve kardeşi Şefik’e yaptığı kötü muameleler resmen duygu sistemimi çökertti. Hele Fazıla’nın sırf babası üzülmesin diye tüm bu acıları sineye çekmesi, Calibe’nin yalanlarına kanan babasından dayak yemesi beni mahvetti. Fazıla ve kardeşi günlerce hasta yatarlarken babasının bir kez bile gelip bakmamasında sinirden oturdum ağladım; kitaba saygım olmasa parçalara böler fırlatırdım, o derece bir öfke birikti içimde! Fazıla’nın yaşadığı haksızlıklara dayanamayıp intihara kalkışması, sonra vazgeçip izini kaybettirmek için kendini bir cariye olarak satması beni çok kötü yaptı. Gittiği yerde iyi bir aileyle karşılaşsa da keşke o zamanlarda kardeşi Şefik’e yaşadığını haber verseydi. Kendisini büyüten abasının ölümü kim bilir onu nasıl da üzmüştür. Romanın aslında çok güçlü bir ana teması var: Baskıyla yapılan evliliklerin mutsuzlukla sonuçlanacağı ve bir kadının ilk sevgisinden vazgeçip yeniden sevebileceği... Ben aslında Fazıla’nın Mukaddem ile evlenmesini bekliyordum ama yazar sonu öyle güzel bağlamış ki; ikisinin de başkalarıyla mutlu olması hiç göze batmadı, aksine sevindirdi. En çok da kötülerin yaptığının yanına kâr kalmaması beni rahatlattı. Calibe’nin o çok güvendiği güzelliğini kaybedip perişan olması, iftiracıların cezalarını çekmesi "oh be" dedirtti ve kitabı gönül rahatlığıyla kapattım. Dili ve
MuhadaratFatma Aliye Hanım · Salkımsöğüt Yayınları · 0514 okunma
Reklam
Puan vermedi·379 syf.·
2026 4. kitabı
Öncelikle şunu söylemeliyim ki; kitabı çok beğendim. İlk başlarda biraz yavaş ilerlese de sayfaları çevirdikçe o Victoria dönemi İngiltere’sinin içine öyle bir çekiliyorsunuz ki, bırakmak mümkün olmuyor. Charles Dickens, 19. yüzyılın o sınıfsal uçurumunu, fakir bir köy ile görkemli ama bir o kadar da çürümüş kent hayatı üzerinden şahane anlatmış. Roman, henüz anne ve babasını bebekken kaybeden ve çocukluğunu ablasının sert disiplini altında geçiren Pip'in hikayesini ele alıyor. Pip’in hayatı, bir gece mezarlıkta karşısına çıkan korkunç heybetli ve kaçak bir mahkûm olan Abel Magwitch’e yardım etmesiyle değişmeye başlıyor. Ama asıl kırılma noktası, Pip'in sadece oyun oynaması için yıllardır hiç evden çıkmayan Bayan Havisham'ın o gizemli evine gitmesiyle yaşanıyor. O evi okurken resmen burnuma toz ve küf kokusu geldi. Nikâh masasında terk edilen Bayan Havisham’ın, yıllardır o bozulmuş pastayla beklediği sofrayı ve durmuş saatleri hayal etmek bile ürperticiydi ve biraz da üzücüydü. Pip, orada gördüğü kibirli Estella’ya ilk görüşte aşık olunca, o zamana kadar hayali olan demirciliği bir kenara itip "beyefendi" olma hırsına kapılıyor. Önce Biddy’den yardım isteyerek başlayan bu süreç, gizemli bir mirasçının ortaya çıkmasıyla onu Londra’ya kadar taşıyor. Londra’da bir beyefendiye dönüştükçe Pip’in geçirdiği karakter değişimi beni inanılmaz sinirlendirdi. O eski can ciğer dostu, dağ gibi Joe’yu küçümsemesi, ondan utanması gerçekten kanıma dokundu. İnsan hırslarına kapılınca kendisini var edenleri nasıl bu kadar çabuk unutabiliyor? Hele o mirasçısının aslında Bayan Havisham değil de, yıllar önce yardım ettiği o mahkûm olduğunu öğrenmesi... İşte orada hayatın Pip’e attığı o büyük tokatla sarsılıyorsunuz. Final ise tam bir yüzleşme şöleniydi. Pip, büyük umutlarının peşinden
Büyük UmutlarCharles Dickens · Dorlion Yayınevi · 201918,5bin okunma
Puan vermedi·312 syf.·
2026 3. kitabı
Yorumun sonunda spoiler bulunmaktadır. Bu kitap zihnimi gerçekten yordu. Okurken sürekli parçaları birleştirmeye çalıştım, ihtimaller kurdum, bazı detayların altını zihnimde çizdim. Öyle bir kurgusu var ki okuru pasif bırakmıyor; sürekli tetikte tutuyor. Hatta itiraf edeyim, bazı geceler “bir bölüm daha” derken uykum kaçtı. Başlarda olay örgüsünü çözdüğümü sandım. Abby ve vaftiz annesinin bir planı olduğunu, adadaki insanların da bu planın içinde yer aldığını hissettim. Yazar küçük ipuçlarını öyle yerleştiriyor ki dikkatli okur bazı taşları erken fark edebiliyor. Ama mesele sadece planı bilmek değilmiş; o planın insan psikolojisinde açtığı yarayı görmekmiş. En etkileyici tarafı, başta kurban gibi görünen birinin sayfalar ilerledikçe bambaşka birine dönüşmesi oldu. Algının nasıl yönlendirildiğini, anlatının bizi nasıl bilinçli şekilde yanılttığını okumak gerçekten sarsıcıydı. Bir noktadan sonra “masumiyet” kavramının ne kadar kırılgan olduğunu düşündüm. Genel olarak beğendim. Zihni yoran, okuru sürekli düşünmeye zorlayan ve güven, takıntı, manipülasyon temalarını iyi işleyen bir psikolojik gerilim. Spoiler Grady'in bir yıl sonra affedilmiş ve adalılar tarafından kabul edilmiş gibi görünmesi aslında en büyük yanılsamaydı. Başta kurban gibi duran karakterin, giderek takıntılı ve dengesiz yanını fark etmek etkileyiciydi. Ama asıl sarsıcı olan, hikâyenin onun en büyük korkusuyla bitmesiydi: canlı canlı kilisenin altına gömülmesi. Planı sezmiştim ama bu kadar karanlık bir final beklemiyordum.
Güzel ÇirkinAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20251,884 okunma
Puan vermedi·152 syf.·
2026 2. kitabı
1910 yılının Mayıs ayında ortaya atılan bir söylentiyle başlıyor her şey: Halley Kuyruklu Yıldızı dünyaya çarpacak! Bu haber sadece Avrupa’yı değil, İstanbul’u da ayağa kaldırıyor. Mahalle aralarında kıyamet konuşuluyor, herkes göğe bakıyor; kimi dua ediyor, kimi geçmişiyle hesaplaşıyor. Roman bizi tam da bu toplumsal paniğin ortasına bırakıyor. Başkahramanımız İrfan Galib, varlıklı bir aileden gelen, Batı bilimleri okumuş, aklı önceleyen bir genç. Ancak bu akılcılığın içinde ciddi bir kibir saklı. Yolda gördüğü peçeli bir kadına, yüzünü görmeden güzellik ve üstün bir zekâ atfediyor. Aslında sevdiği şey kadının kendisi değil, kendi zihninde kurduğu hayal. Reddedilince hayal kırıklığı gururuna çarpıyor ve bu kırılma onu kadın düşmanlığına sürüklüyor. Kadınların zayıf ve akıldan yoksun olduğunu savunan yazılar yazmaya başlıyor. Kuyruklu yıldız korkusunu fırsata çevirerek sözde bilimsel konferanslar düzenliyor. Astronomi ve fizik anlatırken işi abartıp kıyamet senaryoları çiziyor. Hatta ikinci konferansta küçük bir mizansen hazırlıyor: patlama sesleri, devrilen eşyalar… Kadınları korkutup bunu bir üstünlük gösterisine dönüştürüyor. Tam her şeyi kontrol ettiğini sandığı anda hayat ona ince bir oyun kuruyor. İrfan’a gizemli bir kadından mektuplar gelmeye başlıyor. Bu kadın, onun sandığı gibi zayıf değil; aksine zeki ve entelektüel. Aralarında derin bir yazışma başlıyor. İrfan, bazı olumsuz şeyler öğrenmesine rağmen ona evlenme teklif ediyor. Fakat kadının bir şartı var: Kuyruklu yıldız çarpmadan yüzünü göstermeyecek. Düğün, Halley’nin görüneceği gün yapılıyor. Çatıda, gökyüzüne çevrilen dürbünlerin altında bilimsel ve felsefi sohbetler ediyorlar. Kuyruklu yıldız dünyaya çarpmıyor ama İrfan’ın önyargıları sarsılıyor. Çünkü evlendiği kadın, bilgisi ve zekasıyla ona eşit bir
Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaçHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202525,6bin okunma
Puan vermedi·112 syf.·
2026 1. kitabı
Merhaba kitap dostlarım. Fark ettim de uzun zamandır kitap incelemesi yapmıyorum. Geç de olsa nihayetinde okuduğum Küçük Prens kitabını sizlerle inceleyelim. Antoine de Saint-Exupéry’nin Küçük Prens adlı eseri, ilk bakışta çocuk kitabı gibi görünse de aslında yetişkinlere hitap eden derin bir felsefi anlatıdır. Yazar, sade bir dil kullanarak insan ilişkilerini, sevgiyi, sorumluluğu ve hayatın anlamını sorgulatır. Kitap, çöle düşen bir pilotun, başka bir gezegenden gelen Küçük Prens ile karşılaşmasını konu alır. Küçük Prens, gezegenler arası yolculuğu sırasında tanıştığı karakterler aracılığıyla yetişkinlerin dünyasını eleştirir. Bu karakterler; iktidar hırsı, anlamsız meşguliyetler ve yüzeysellik gibi kavramları temsil eder. Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, Tilki ile yapılan konuşmalardır. Tilki’nin “İnsan ancak evcilleştirdiğini tanır” sözü, eserin temel mesajlarından birini oluşturur. Sevginin emek, zaman ve sorumluluk gerektirdiği bu diyaloglarla vurgulanır. Gül ise sevilen kişinin kusurlarıyla birlikte kabul edilmesi gerektiğini simgeler. Dil ve anlatım son derece yalın olmasına rağmen mecazlar ve sembollerle zenginleştirilmiştir. Bu sayede eser, her yaşta okura farklı anlamlar sunar. Çocuklar için masalsı bir hikâye olan Küçük Prens, yetişkinler için hayatın özünü hatırlatan bir metne dönüşür. Sonuç olarak Küçük Prens, insanın kalbiyle görmeyi öğrenmesi gerektiğini anlatan zamansız bir eserdir. Yazar, “Asıl olan gözle görülmez” düşüncesiyle okuru kendi hayatını sorgulamaya davet eder. Bu yönüyle eser, her dönemde okunmayı hak eden evrensel bir klasiktir.
Küçük PrensAntoine de Saint-Exupéry · Can Çocuk Yayınları · 2015279,8bin okunma
Reklam