Kitaplar sanki dört bir yandan üzerine gelip onu bastırıyor ve eziyorlardi. İnsanoğlunun bilgi birikiminin bu kadar muazzam bir kaynağı olabileceğini asla düşünmemişti. Korkmuştu. Beyni nasıl olup da bütün bu bilgilere hâkim olabilirdi? Sonra, bu bilgilere hâkim olan başka birçok insan olduğunu hatırladı; kendi kendine fısıldayarak tutkuyla büyük bir ant içti ve o insanların beyinleri ne yaptıysa kendi beyninin de bunu yapabileceği üzerine yemin etti.
O zamana kadar hayatını kabullenmiş ve çevresiyle birlikte mutlu mesut yaşamıştı. Hayatı, kitap okuduğu zamanlar dışında asla sorgulamamisti; fakat nihayetinde onlar sadece kitaptı, adaletli ve olanaksız bir dünyaya dair masallardan ibaretlerdi. Fakat şimdi o dünyanın mümkün ve gerçek olduğunu, Ruth adında çiçek gibi bir kadının o dünyanın merkezinde yaşadığını görmüştü; bundan böyle buruk tatları, acı veren arzuları ve umutla beslendiği için insanı boşuna heyecanlandıran ümitsizliği bilmek zorundaydı.
Öyle bir yaşta idim ve öyle bir mizaçta idim ve
çocukluğumda o kadar az oyun oynamıştım ve aldatmasını o
kadar az öğrenmiştim ki, yalan bana suçların en ağırı gibi
geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil,
eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum. Yalana
herşey isyan etmelidir. Eşya bile: Damlardan kiremitler
uçmalıdır, ağaçlar köklerinden sökülüp havada bir saniye
içinde toz duman olmalıdır, camlar kırılmalıdır, hattâ yıldızlar
düşüp gökyüzünde bin parçaya ayrılmalıdır filân...