Toplumumuzda eleştirinin hakarete kolayca evrildiğini ve bizi birbirimizden uzaklaştıran yıkıcı bir dilin aramızdaki mesafeyi açtığını gözlemliyor olabiliriz.Bütün mesele haksız çıkabilme cesaretini göze almakta. Bütün çatışmalara rağmen birbirimizi anlama Ahdine sadık kalabilmekte. Haklı çıkma şehveti insanın muhatabına karşı körleştiriir. İnsani bağ kurmak yerine haklı çıkmaya çalıştığımızda çabalarımız kolayca taraf tutmaya, çatışmaya ve şiddete dönüşebilir. Oysa ihtiyacımız olan şey, insanca bağ kurabilmektir. Anlaşamazsak bile birbirimizi dinlemeye istekli olmak. Bunu çok mu safça buluyorsunuz? Hatta iyi niyetli olduğunuzda kaybetmeye mahkum olacağımızı düşünenler de çıkabilir. Oysa her iletişim bir tür risk almaktır. Bizim için sıkıntı yaratan ötekine kalbimizi açıyor ve onu anlamanın bizim için ne kadar önemli olduğunu söylüyoruz. Tartışmanın özünde yer alan düşünceleri görmezden gelmek yerine onlarla dürüstçe yüzleşerek ilerleyebiliriz ancak. Muhatabımız bizi kandırabilir yanıltabilir manipüle edebilir. Ancak güven olmadan adım atamayız
Değişim isimle başlar o zaman. Bu noktada bir ara sokak çıkabilir karşımıza ve “niye hep ben değişmek zorundayım?“itirazını duyabiliriz. Lakin değişim istiyorsak biz de değişebilmeye talip olmalıyız. Çünkü değişimin en garantili yolu budur. Biz de değişmeliyiz çünkü durumdan zarar gören biziz.
İnsanları yargılamaktan onları duymaya ve sevmeye fırsat bulamıyor gibiyiz. Oysa yargılamayı sectigimizde yaşadıklarımızı gözlemleme şansımız olur. Eşitler arasındaki bu ilişkide gözlemleme alanımız genişledikçe de şefkat alanımız büyür. “Acaba şu an ne düşünüyor ya da ne yaşıyor olabilir?“Sorusunu samimiyetle sorabilirsek, karşımızdaki ile bağ kurmak için neler yapabileceğimize dair bir kapı aralayabiliririz. Buraya gelirken hangi keder ve örselenme duraklarından geçti? Ben onun yerinde olsaydım nasıl hissederdim?