Fatma büşra

Türkiye her gettonun kendi anlam dünyasını ürettigi, birbirinin sevinç ve keder diline yabancılaştığı bir babil kulesi’ni andırıyor giderek. Bu nefret sarmalından çıkmalıyız. Nobranlık ve hoyratlığın toplumsal normlar haline gelmesini engellemeliyiz. Bunun için de söz söylemenin maliyetini azaltmalı birbirimizle rahat ve anlaşmak gayesi ile konuşabileceğimiz bir sohbet zemini oluşturabilmeliyiz
Reklam
Nefret, tarihin kimi dönemlerinde bir salgına dönüşür ve çürümüş ruhlar, ölümseverliği yücelterek onu toplumun en uçuş hücrelerine dek taşır. “ nefretin en korkunç yanı, insanın katılmak zorunda olması değil, katılmaktan kendisini alıkoyamamasıydı. “ - George Orwell - günümüzün imge ve sansasyon toplumunda, sosyal medya anlık parlama ve patlamalarla insanları öfkeli kalabalıkların içine çekiyor ve duyguları keskinleştiriyor.  Okuduğumuz içerikler bize sert duygular zerk ederek, doğru ve yalanı sorgulamaksızın bir nefret selinin içine katıyor. Zaten teyit önyargısıyla bizim düşüncelerimizi destekleyen yalanları daha çok itibar ediyor ve bize haksız çıkarabilecek doğruları kolaylıkla görmezden gelebiliyoruz.
“ Her şeyden bıkıyoruz. başkalarını küçük düşürmek ve onların kusurları karşısında kendimizi tebrik etmek dışında. “ Tiffany Watsons Smith Bünyemize kabul ettiğimiz her nefret dozu,  verdiği hazın yanı sıra daha fazlası için de bir boşluğu oyuyor içimizde, giderek bizi tanımlayan kendimizi onunla tanımladığımız bir varlığa bürünüyor bu boşluk.
Sosyal medyada 2 saat göz gezdiren birisi, bu toplumun nefretle kundaklandığını anlar. Bu nefret sarmalından çıkmalı, iyileşmeliyiz. Bizi yangına körükle giden klavye pehlivanları değil, yangınını söndürmek için canını dişine takan o güzel eylem insanları iyileştirecek.
Kimlik, benliğin başkalarıyla etkileşim halindeyken çağırdığımız tarafıdır
Reklam