İşçi bir babanın tek oğlu olan babam, bu hayat denen baltada kimine göre bir sap olamamışların sınıfına girer. Benim için öyle değildi.
Gecesini gündüzüne katıyordu, bunu görebiliyordum. Bana ayırdığı vakitlerin darlığından anlıyordum bunu en azından. Evden çıkacağı zaman ayaklarına yapışmamdan, başımı göğsüne bastırıp “hemen geleceğim oğlum, şu oyuncakları satıp hemen geleceğim. Sana da yeni oyuncaklar getireceğim, parka da gideceğiz” demelerinden anlıyordum. İçi acırdı giderken...