Günler yürür, önce ve sonra akıp aynı yerde birleşir. Her şey geçer. Kaygı da bekleyiş de sonsuza dek sürmez. Zamanın dalgası kıyıları döver, izler silinip kaybolur. “ Ve gönül tanrısına der ki/ -Pervam yok verdiğin elemden/ Her Mihnet kabulüm, yeter ki/ Gün eksilmesin penceremden” diyordu Tarancı. Zuhurata tabi olalım, felek bizi döndürür, halden hale çevirir. Her döndüğümüz yerde bizim için başka hazineler vardır. Kaybettiklerimize yazıklanmayalım, bizi bekleyen heyecan verici yeni hazineye hayret edelim. Nasıl söylemiş Yunus “Miskin Yunus sana kuldur / İster ağlat, ister güldür / Narın da hoş, nurun da hoş.”
İnsan, yaşadığı toplum içinde kurduğu bağlarla varlığını ortaya koyar. Bu bağların gücü ise sizin bilinç seviyenizle alakalıdır. En üst bilinç seviyesine ulaştığınızda ilişkilerinizin kalitesi, formatı ve yoğunluğu değişir.
Oysa ben herkesin aşk dediği delilik halinin kıyısında dolanıyordum. Sebeplerin hükmünü yitirdiği vahşi bir ormanın ortasındaydım. Buz kaplı bir gölün ortasında çırılçıplak uzanmıştım. Ortada hesap kitap kalmamıştı, zehirli bir bağlılık yüreğimi ele geçirmiş, kalbimi perdelemişti; hiçbir şeyi anlayacak, ayırt edecek halde değildim. Nerede bir ateş görsem, elimi içine sokuyordum, nerede bir uçurum görsem kendimi bırakıyordum, nerede bir kuyu bulsam içine düşüyordum…