"Genç bir kızın, zavallı korumasız bir kızın bir zorbanın sapkınlığına kurban edilmesine bunca kişi katkıda bulunabiliyor, bunca kişi de olayı uzaktan, rahat rahat seyredebiliyordu. Olacak, akıl alacak şey miydi bu? Aklım durdu derler. Bu da çok beylik, anlamını çok yitirmiş bir deyim. Aklın gerçekten durmasını tanımlayamıyor çünkü aklın durması gerçek bir olay değil hiç kimse için. Oysa ben biliyorum aklın durması ne demek. Öğrendim."
"Önce kapıcı ana babasının, sonra Hüsrev Bey'in, en sonunda da benim kurbanım oldu. Oysa 2 yıl sonra yeniden karşılaştığımızda onun tek tek kişilerin değil de toplumun, içine doğduğu ekonomik ve toplumsal koşullarının kurbanı olduğunu bilmiyor muydum? Biliyordum elbet. Kendisine anlatmaya bile çalıştım bunu. Bilmediğim şey 'toplum'un biz olduğumuzdu. O sıra hâlâ soyut bir kavramdı benim için; ya da kendimi de, çevremizi de, hatta Melek'i de toplumdan soyutlamıştım. İşte onun için bir zorbayı öldürmekle onu kurtarabileceğime inandım herhalde. O tek zorbayı tüm zorbaların, hatta zorbalığın simgesi olarak gördüm de ondan, değil mi? Gerçeklerle değil de simgelerle uğraştığım için (Melek de bir simgeydi çünkü önünde sonunda), bir simgeyi ortadan kaldırmaya çalıştığım için yanıldım ve Melike hepsinden çok benim, kurtarmasını bilmeyen bir kurtarıcının, bir simgesel düşüncenin kurbanı oldu..."
"ecel tuzağını açamaz mısın
açıp da içinden kaçamaz mısın
Azad eyleseler uçamaz mısın
kırık mı kanadın kolların hani
bunda yorgan döşek yastık var mıdır
bu geniş dünyada yerin var mıdır
dalın tahta duvar önün yar mıdır
yeşil başlı sunam göllerin hani"