"Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilikse, sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe 'eşitlik' denmektedir."
"İnsan zeka ile ödüllendirilmiştir. O, kendi kendini bilen bir yaşamdır; kendisinin, diğer insanların, geçmişinin ve gelecekte onu bekleyen olasılıkların farkındadır. Kendi kendinin ayrı bir varlık olarak bilincinde olması, yaşam süresinin kısalığını, kendi kararıyla doğmayıp belki sevdiklerinden önce, belki de onlardan sonra, ama kendi isteği dışında öleceğini bilmesi, yalnızlığının ve ayrı olmasının farkındalığıyla doğal ve toplumsal güçler karşısında çaresiz kalışı, insanın ayrı ve kopuk yaşamını çekilmez bir hapishaneye çevirmektedir. Eğer insan, bu hapishaneden kurtulup dışarıya çıkamaz, kendisinin dış dünyayla, bir başka insanla ya da düşünceyle bütünleştiremezse çıldırır."
Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
Afganistan'da kadın olmanın tam zamanı olan yıllardan, savaş hükmünün verildiği yıllara uzanan: açlık, sefalet, çaresizlik ve koca şiddetinin en uç noktalarında hayatta kalmaya çalışan iki kadın : Meryem ve Leyla'nın yürek burkan hikayesi...
Dolu dolu anlatımda, savaşa -aslında katliama- tanık olurken: parçalara ayrılmış çocuğunun cesetini toplayan bir anneyle; vatanı için çocukları şehit olan, inatla kurtuluşa erecekleri günü bekleyen insanların, savaşın göbeğinde yaşama arzusuna; savaş yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan insanlara; kadının erkek çocuk doğuramamasının en büyük kusur ve kumanın çok doğal olduğuna; burkanın namus için bir kriter oluşuna; kadının erkeksiz sokağa çıkamamasına; kocasından kemerle dayak yemesinin olağan, kız-erkek evlat ayırdında erkeğin üstünlüğüne; sıla hasretine, ait olduğun topraklara savaş sonrası geri dönüşlere; ülkenin yeniden inşasında yer alan yurttaşlara ve daha fazlasına rastlanabilecek bir eser.
Yıllara önce okuduğum, unuttuğum ve arkadaşım için tekrar okuduğum, iyi ki de okudum dediğim dünyamda, tek tek karakterlere bakmak gerekirse;
Nana: 2 yaşında annesini kaybeder. Çocuk denilecek yaşta hizmetçisi olduğu evde Celil tarafından istismara uğrar. Hamile kalır, elalem ne der mantığında köhne bir köşede derme çatma bir kulübe yapılır ve orada yaşar. Hayatta mutluluğu hiç tatmamış, doğumunu tek başına yaparak çaresizliği öğrenmiş, epilepsi hastası bir kadın. Tutunduğu tek dal ise kızı Meryem.
Meryem : İstismar sonucu dünyaya gelen Harami. Haftada sadece bir gün babasını görebilir. Babasının evini merak eder ve bir gün merakına yenik düşer, evine gider. Annesi terk etti