Dolayısıyla olayların bir gitar ya da çorba kasesi gibi sabit bir varoluşu yoktur. Kim ne derse desin, "geometral" şeklinde var olmadıklarını da eklemek gerek; kendi içlerinde bir küp ya da piramit misali var oldukları söylenebilir: Küpün bütün yüzeylerini aynı anda göremeyiz hiçbir zaman, her zaman kısmi bir görüş açımız olur; buna karşılık görüş açılarını çoğaltabiliriz. Olaylar için de durum böyledir: Olayların erişilmez hakikatleri, onlar hakkında edindiğimiz ve hepsi de kısmen doğru olan sayısız görüş açısını birleştirir. Ama öyle bir hakikat yoktur; olayın geometrale benzetilmesi yanıltıcıdır, kullanışlı olmaktan ziyade tehlikelidir.
Tıpkı roman gibi tarih de seçer, basitleştirir, düzenler, bir asrı bir sayfaya sığdırır3 ve anlatının bu sentezi en az, yaşadığımız son on yılı andığımızda hafızamızın yaptığı sentez kadar kendiliğindendir.
Geriye bir tek, kritik anı beklemek kalıyordu. "Sadece gerçek ya da gerçek gibi algılanan- bir kriz hakiki değişimi üretir," diyordu. "O kriz ortaya çıktığında gerçekleşecek eylemler, etrafta hazır duran fikirlere bağlıdır."