1000Kitap Logosu
Resim
Paul Veyne

Paul Veyne

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.8
13 Kişi
53
Okunma
6
Beğeni
1.039
Gösterim
Unvan
Fransız Tarihçi ve Arkeolog
Doğum
Aix-en-Provence, Fransa, 13 Haziran 1930
Yaşamı
Antik çağ Roma tarihi uzmanı. Ecole Normale’de okurken Fransız Komünist Partisi’ne yazıldıysa da 1956’da Macaristan Ayaklanması üzerine partiden ayrıldı. Antikçağ tarihinde, özellikle düşünce ve inanç tarihinde uzmanlaştı. Özgün çalışmaları dolayısıyla 1975’te Collège de France’ta Roma Tarihi kürsüsüne profesör olarak seçildi. Burada filozof Michel Foucault ile işbirliğine girdi, Cinselliğin Tarihi’ne katkıda bulundu.
167 syf.
·
6 günde
·
Puan vermedi
Paul Veyne, akıl ile mitin karşıtlığında kazanan olmadığını, doğru ile yanlışın bizim üretimimiz olduğunu, ve “iyisiyle kötüsüyle” hepsinin günümüz toplumsal kültürünü oluşturduğunu söylüyor. Bu kültür (yaşadığımız çağdaki bizim kültürümüz; çağ hangisi olursa olsun, biz kim olursak olalım) bize göre “her zaman hakikatin üzerine kurulmuştur, yanlış şeyleri dışlamıştır”. Ancak bu kitapta da anlatıldığı üzere, bu söylem doğru olsaydı, yaşamış tüm toplumlar hakikati yaşamış sayılırdı ve geçmiş, hiçbir zaman yanlış olmazdı. Hâlbuki toplumun doğruları (Veyne’e göre bilim dahil) hep değişken olmuştur. Demek ki toplumun hakikati, ve dolayısıyla bu hakikatin bireylerdeki tezahürü, her zaman bir sanrıdan ibarettir. Veyne bunu anlatmak için bize tarih yazımından bahsediyor (özellikle Yunanlarınkinden): Antik Çağ tarihçisinin mitleri hakikatlere, ikinci el kaynakları birincilere karıştırması o günün şartlarına göre doğaldır, olması gerekendir. Günümüzde ise anlayış bunun tersi, ki bu da günümüzün doğal olanıdır. Bu yüzden örneğin İlyada yahut Oğuz Kağan Destanı önemsiz yahut romantik eser, yani roman sayılmaz; onlar tarih kitabıdır. Yani tarihsel hakikatin gelenekleşmiş, kültüre işlemiş hâlinin anlatımıdır. “Düşünceler tarihi gerçekten de hakikat konusundaki felsefi düşünce tarihselleştirildiği zaman başlar.” diyor Veyne. Bu tarihsel hakikatleri binyıllardır farklı uzmanlar farklı şekilde yorumlamıştır. Bazıları mitleri tamamen reddetmiş, “İsa da, Theseus da, Akhilleus da yaşamamıştır” demiştir. Diğerleri bu karakterler yaşamıştır ama dinsel yönleri insan uydurmasıdır der (örneğin Theseus yaşamış bir kraldır ama Tanrı’nın oğlu değildir). Üçüncü grup ise onların tarihini dinsel olarak da gerçek kabul etmiştir. Veyne, tarihçiyi ne derse desin, toplumu ne hissederse hissetsin haklı ve geçerli kabul etmek zorunda olduğumuzu söyler; çünkü doğru diye bir şey zaten yoktur, o vakit insanların yaşam yorumu olduğu gibi kabul edilmelidir, zira insanlar hayatlarını o yaşam yorumuna göre yaşarlar, bir kültürü oluşturmak ve yaşamaktan daha geçerli yapan ne olabilir ki?.. “Yunanlar kendi mitlerine hem inanmışlardı, hem inanmamışlardı. Aynı bir çocuğun hem Noel Baba’nın hediye getirdiğini düşünüp, hem de o hediyeyi ailesinin bıraktığını bilmesi gibi.” İnsanın toplumun hakikatine ve sistemine boyun eğmesinin sebebi ise Veyne’e göre, sürü içinde bireyin çoğula boyun eğip uyum sağlamak güdüsüdür. Şimdi zekamın yettiği kadar anladığım bu kitabın (çünkü Ivan Illich ve Foucault tarzı kompleks bir yazım tarzı var) bize verdiği mesajın bir kısmını kabul edip, bir kısmını neden etmediğimi açıklayabilirim: “İnsan bilgilendikçe fikirlerinde bir yumuşama meydana gelir” diyen İlber Ortaylı haklı. Sarsılmaz bir hakikat, bir doğru-yanlış, iyi-kötü yoktur. İnsan (ve onun toplumu), her şeyin ölçüsüdür. Böylece Homeros Troya Savaşı’nı ve Tanrıları anlatıyorsa, o savaş olması gerektiği kadar olmuştur, o Tanrılar olması gerektiği kadar vardır, hepsi görevini yerine getirmiştir. Günümüz Tanrısı da aynı şekilde toplumsal görevini yerine getirmektedir; bu yüzden Veyne ateist bile olsa, inançlılara “Tanrı olmadığı hakikatinin” anlatılmasını saçmalık olarak görür. Herkes bilse ne olacak ki? Sen kendin ne kadarını biliyorsun ki?.. Diğer yandan ben Veyne’in aksine, en azından bilim, sanat ve felsefe üçlüsünün hakikatinin, insanlığı toplumu aşacak noktaya götürmesi imkânını savunuyorum. Yani toplum hakikati bunlara göre şekillendiğinde, insan var olsa da, olmasa da, farklı bir yapıya da bürünse, birlikte yaşamanın daha sağduyulu bir hâlini keşfettiğini iddia edeceğim. En azından kendi uydurduğu sisteme ve geleneğe uyumlu bir şekilde hayatta kalmaktansa yok olmayı tercih edecek bir ırk bilincine de razıyım. O vakit Veyne’in insan kültürüne ve zekâsına haklı olarak çektiği sınırı aşmış, ve gerçek insanlığa adım atmış olabileceğiz.
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.