For it is apparent that Enlightenment progress could take specifically Christian, Deist, or atheistic forms; it could be conceived as endorsing or opposing the existing order of society, as being reversible or irreversible, God-ordained or purely natural.
Oysa, mitini yitiren her kültür, kendisine düşman bir ortamın ortaya çıkmasına yol açmaktadır; çünkü bütün yaratıcılığını, doğal ve sağlıklı gelişmesini kaybetmektedir. Mitlerden yoksun kalan bir insan, kendisini bütün bir geçmiş karşısında aç hissetmekte ve umutsuzca bir köken arayışı içine düşmektedir. Köken arayışı, nihayette, gündelik hayatı değersizleştirmektedir.
Doğanın mitlerden, "dünya"nın büyülerden arındırılması, dış düşmanlardan ve dirençlerden yoksun bırakmıştır insanı; zorla baskıcı, dar ve önceden düzenlenmiş bir alana itilmişlerdir; bütün içgüdüleri ve dürtüleri pahasına kendi bilinçleri, kendi vicdanları temelinde kendi kendine yüklendiği içsel bir ahlâkîlik alanıdır burası.
Modern insan, kendisini, "daha yüksek bir seviyede olan bir insan" olarak görmektedir; bu iyi yetişmemiş, hasta, bıkkın, tükenmiş insanın kendisini böyle her şeyin eksenine yerleştirmek için kendisinde bir hak görmektedir. İnsan küçültülüp birbirine eşit kılınınca en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır Nietzsche'ye göre.