Öyle bir roman düşünün ki; hem kara mizahta hiç görmediğiniz bir zirve hem toplum eleştirisinde bir şaheser hem siyasi ve dini tartışmalara harika bir cevap..
En sevdiğim ilk üç kitaptan biridir kendisi ve tanıdığım herkese tavsiye ediyorum.
Akla gelmeyecek bir konuyu işliyor ama insana hayatı, toplumdaki hiyerarşiyi, insanların çeşitliliğini, psikolojiyi, kara mizahı bir arada sorgulatıyor.
Hikayemiz şu şekilde:
Şehir merkezinden oldukça uzak, uçurumun dibinde bir kasaba bulunuyor. Bu kasabada her şeyden bir adet var örneğin; bir adet meyhane, bir adet telefon, bir adet market, bir adet fırın, bir adet manav, bir kilise ve hatta bir adet seks işçisi..
Oldukça sıradan bir hayatın içinde yaşayan bu insanların içinde kiliseye atanan genç bir rahip var, bir gün telefon çalıyor ve Tanrı (?) arıyor. Papaz ilk başta inanmıyor ama gerçekten tanrıyla konuştuğunu anlayacağı kanıtlar yaşanıyor. Tanrı ona yeni bir tufan koparacağını ve bu tufan için kasabadaki herkesin birlik olup bir gemi yapmasını söylüyor birde tarih veriyor. Önce papaz kasaba halkını ikna etmek için uğraşıyor çünkü bu geminin erzağından yapılırken kullanılacak malzemesine kadar herkesin fedakarlıkta bulunması ve inanması gerekiyor ve ardından gemiyi yapmaya başlıyorlar. Gün geçtikçe şehirin dikkatini çekiyor bu izole halleri ve işler sarpa sarıyor…
Elinizden bırakamayacağınız oldukça sürükleyici bir kitap. Öyle olaylar oluyor ki, öyle detaylarla insanı şaşırtıyor ki asla tahmin edemeyeceğimiz bir olay örgüsü meydana geliyor. Aynı zamanda, tanrının bir ofisi var ve orda dünya işlerini nasıl yürüttüklerine dair dev bir mizah şöleni var.
Benim en çok dikkatimi çeken toplum eleştirilerinden birini eklemek isterim ;
Köye es kaza bir yahudi geliyor ve köyün tufan için hazırlandığını anlıyor. Aslında papaza ve