Kadınlar Ülkesi, ataerkil düzenin eleştirisini merkeze alan ve bu eleştiriyi erkek bir anlatıcının bakış açısından sunan bir roman. Tarih boyunca kadınların, erkekler tarafından kendilerine biçilen roller içinde sıkışıp kalmaları ve bu nedenle kendilerini tam anlamıyla ortaya koyamamaları gerçeği oldukça etkileyici bir biçimde aktarılmış. Buna karşılık, erkeklerin kadınlardan sürekli “farklı” olmalarını beklerken onlara bu farklılığı ortaya koyabilecek alanı tanımamaları arasındaki çelişki de kitabın en güçlü yanlarından biri.
Beni rahatsız eden nokta ise Kadınlar Ülkesi’ndeki kadınların anneliği neredeyse kutsal bir mertebeye yerleştirmesi oldu. Anne olabilen kadınların yüceltilmesi, ataerkil düzeni sorgulayan bir metinde, kadın kimliğinin yine biyolojik bir role indirgenmesi hissini uyandırıyor. Bu yaklaşım, eleştirilen düzenin başka bir biçimde yeniden üretildiği izlenimini veriyor.
Tüm bu yönleriyle Kadınlar Ülkesi, düşünmeye ve tartışmaya açık, önemli sorular ortaya atan bir eser. Ancak kadın özgürlüğünü merkeze alan bir ütopyada, kadınlığın tek bir role indirgenmesi fikri, kitabın eleştirel gücünü yer yer zayıflatıyor. Buna rağmen, ataerkil yapıyı görünür kılması ve okuru rahatsız ederek düşündürmesi açısından okunmayı ve üzerine konuşulmayı hak eden bir kitap.