Bir filmi gözünüzde canlandırın:Teker teker binlerce resimden oluşur ve her biri mantıklı ve anlamlıdır. Yine de son kareyi izlemeden filmin anlamını kavrayamayabiliriz ancak her bir bileşenini, her bir tekil resmi anlamadan da filmi anlamamız mümkün olmaz. Hayat da böyle değil midir? Varsa, hayatın nihai anlamı da sadece ölüm döşeğinde en sonunda anlaşılır olamaz mı? Nihai anlam da her bir tekil durumun, bireyin bilgi ve inançlarına en uygun şekilde gerçekleştirilmesine bağlı değil midir?
İnsan tamamen koşullanmış ve belirlenmiş değildir, daha ziyade koşullara teslim olmaya veya onlara karşı gelmeye kendi karar verir. Başka bir deyişle insan, tamamen kendi belirlenimindedir. Alelade bir şekilde var olmaz; her zaman varoluşuna ne olacağını ve bir sonraki anda neye dönüşeceğini seçer.
Danışan, obsesyonlarına karşı savaşmayı durdurduğu ve onlarla dalgacı bir üslupla başa çıkmaya çalıştığı zaman, yani tezat niyet uyguladığında kısır döngü kesilir, belirti azalır ve sonuçta ortadan kaybolur.
Bazı varoluşçu filozofların öğretilerine göre, insanda asıl beklenen, hayatın anlamsızlığına katlanmak değil; koşulsuz anlamlılığını rasyonel anlamda kavramı yetisinden yoksunluğuna katlanmaktadır.