Abdülhamit 1877-78 Savaşı'nda Balkanlar'da kaybettiği toprakların bir kısmını Ruslardan geri almasına yardım eden İngilizlere Kıbrıs'ı hediye gibi vermiş, karşılığında bir tek, adada Osmanlı bayrağımın tutulmasını istemişti. Vali Paşa'nın aklına rahmetli Namık Kemal'in ünlü "Hiç devlet kalesini gözden çıkarır mı!" sözü geldi. Vatan Yahut Silistre'nin saf ve sevimli asker kahramanı İslam Bey söylerdi bu sözü. Devletin, kalelerini, adalarını, memleketleri ve vilayetleri vere vere çekilmesi yüz elli yıldır sürüyordu.
İnsanlar korkulu bir rüyadaki gibi, gördükleri dehşet verici şeyi adlandırırlarsa durumun sanki daha da kötüleşeceğini hissettikleri için ya susuyor ya da kendilerine durumu hafifleten yalanlar söylüyorlardı.
"Abdülhamit'ten başka bir de Babıali, devlet ve millet olduğunu sanmanıza cidden şaşıyorum..." dedi Sultan. "Devlet' dediğiniz paşalar ve kâtipler amcamın her istediğini yaparlar ve O'na göre adalet onun her istediğinin yapılmasından başka bir şey değildir."
Diğer önemli ve yine soruşturulmamış zehirleme vakası ise, yoksul Tuzla Mahallesi'nde yarı meczup ama güzel on altı yaşında bir kızın, benim tahminim kırk küsur kişiyi zehirlemesidir. Ailesi kendisini satıp evlendirmek isterken, bir yıl içinde kendisine görücü olarak gelen misafir teyzeleri ve damat adaylarını ve aracıları, çöpçatanları, akrabaları ve meraklıları kahvelerine koyduğu ölümcül olmayan, hatta başta fark edilmeyen hafif doz arsenikli fare zehriyle zehirlemiştir. Ama kimse fark etmemiştir bunu.