memleketin bütün erkekleri şimdi olduğu gibi o zamanlar da aynı çelişkiyi yaşıyordu. Tık tık’taki çıktıkları kızlarla yatmaya deli gibi istiyorlar, yatmayanları masum timsal olarak görüyorlar, yattıklarında bir anda yara indiriyorlardı. Ataerkil düzenini icat ettiği, genç yaşlı bütün erkeklerin elbirliğiyle işlettiği bu sistemi en azından bazı kızları reddetmesi milenyum‘u buldu.o zamanlar artık genç kız değildim, yaşını başını almış, hala aşık bir genç kadındı ve öğrencim olan kızların bu özgürlükçü tutumunu hayranlık duyuyordum erkeklerin çok büyük çoğunluğu ataerkil düzenin elinde kendilerinin oyuncak olduğunu kendilerinden beklenen güçlü, zayıf, "alfa"  erkek olma başarısını gösteremezlerse toplumun aşağı kademelerine itildiklerini anlamadan, biz niye bu haldeyiz diyemeden hayatın acımasız darbelerine maruz kalıp hesabını kadınlardan soruyorlar.

İnsan yaşadıklarını korktuğu için unutur ya da utandığı için. Hatırlayınca acı veriyor diye unutmaz, acı kendini unutturmaz çünkü. Terapilerde açığa çıkan travmalar aslında unutulmamıştır, hep aynı yerde, zihnin ortasında, hatta gözlerinin önünde bir yerde duruyordur, sadece dile gelmemiştir. Gerçekten unutulmuş, hafızanın kuyusundan Söese çıkarılmış bir travma varsa, muhakkak ben Ndes deşik edecek kadar büyük bir utancın ya da korkunun parçasıdır.
O zamanlar yurtdışına gezmeye gitmek bir ortasını faaliyeti değildi, zenginlere özgü bir eylemdi, bu nedenle bizim gibi insanların uzun süre para biriktirmesi gerekiyordu. Sözde karma, Özde kapalı ekonomiyle bir tür demir perde ülkesi gibi yönetilen Türkiye her zaman olduğu gibi yine ekonomik krizlerle boğuşuyordu.
sevginin parayla ölçülemediği ama çekinmeden harcanan paranın da sevginin varlığına kanıt olduğu zamanlarda yaşıyorduk. Parası olmayan insanlar sevdiklerini duyguya boğuyor, olanlar ise sevdikleri için gerçekten para harcıyorlardı.