Onları öyle odalarında, bürolarında, işleri başında gördükçe önüne geçilemez bir duyguya kapılıyor, ben de onlar gibi olmak, harbi unutmak istiyorum; ama bir his beni geri çekiyor, ufukları öyle dar ki! Bu darlık bir hayatı nasıl doldurur, insanın bu darlığı parçalaması lazım.
Anlıyorlar tabi, haklısın diyorlar, onlar da böyle düşünüyorlar, ama yalnız lafta, sadece lafta. Hissediyorlar bunu, ama hep yarı yarıya; öbür benlikleri başka şeylerle meşgul; ikiye bölünmüşler, hiçbirinin bu işi bütün mevcudiyetiyle duyduğu yok; nitekim ben de düşüncelerimi tam olarak söyleyemiyorum.
Derinin altındaki kan, düşüncelerime korku ve huzursuzluk yolluyor. Düşüncelerim kuvvetten kesiliyor, titreşiyorlar, sıcaklık ve hayat istiyor onlar. Teselli ve aldanış olmadıkça dayanamaz onlar, ümitsizliğin çıplak görüntüleri önünde karışıyorlar.