Bir kerede, kurduğumuz planımız rast gitmez mi? Ahh, lanet mi okumalıyım şu zamana? Yoksa susmalı mıyım, susup da her şey normalmiş gibi devam mı etmeliyim? Bilmiyorum. Ama artık bir önemi yok. Gerçekten, olan oldu. Değiştiremedim olanı zamanında olmuş olmamışken! Her neyse... Çok üzgünüm kitabı çok bir zamanda bitirdiğim ve okuduğum zamandan incelemesini yaptığım zamanın arasındaki çokluk sürecinden.
Başım ağrıyor. Sürekli yeni düşünceler... Ve onların getirdikleri... Ne hâle getirdiler beni!
Bir isim yankılanıyor zihnimde, deli midir bilmem. Herkes deli diyor kendisine. Deli diyenler, onun deli olduğunu nereden bilebilir ki? Bir delinin deli olduğu nasıl anlaşılır? Yaptığı boş veya ahmakça hareketlerinden, ağzından çıktığı hezeyanlarından mı anlaşılıyor delilik?
Kimisi de deliliğin bilgelik olduğundan bahsediyor ve sırf bu düşünceyi savunmak ve dışarıdakilere sunmak için sayfalar dolusu kitap yazıyor! İşin garibi, bunu bir seyahatte yazıyor. İnanılır gibi değil! Ama inanıyoruz işte.
Sahi kimdi bu deli ya da bilge?
Aksenti İvanoviç Poprişçin.
Kendisini tanıdığımda hayatı o kadar karmaşık ve darmadağındı ki... Ne hâle getirmişler onu! Ah! Günleri, tarihleri bile karıştırır olmuş. O subay olacak adam yok mu? Gerçekten onu bu hâle getiren bu subay mı olmuştu? E hayalleri yıkılmıştı. Her şey altüst olmuştu onun için. Ah, şu insanlar! Ne kadar da vicdansızsınız sizler! İnsanların hayatlarını karartmada bir numarasınız. "Salaklar" mı demeliyim ben de? Belki de demeliyim. Ama hayır, hepsi de vicdansız! Vicdansızlıkla beraber düşüncesiz.
Nereden bilecekti ki subay? Subay fark etmese de birileri fark etmiş olmalı. Zaten kimse farketmemişse, ortada anlama kabiliyetinden yoksun birçok insan olmalı. Bakışlar her şeyi belli eder zira. Kelimeler çıkmayabilir ama kelimelerin