Cüret ediniz, çünkü düşünmeye, söylemeye, yaratmaya, sevmeye, yaşamaya da cüret edilir. Kimse gibi olmamaya cüret edilir. Ancak böyle genişler hayatın sınırı, sınır diye bize gösterdikleri o çizgi!
İçimdeki aşk ateşini söndürmeye gözümden su serpeyim istiyordum. Ama yangınım çok büyümüştü, gözyaşlarım söndürmeye yetmiyor, bilakis alevlerini çoğaltıyordu. Alevler çoğaldıkça gözlerim daha çok yaş döküyor, daha çok su serpilince alevler daha da büyüyor ve bu kısır döngü ile hem su hem de ateş aşkımın içinde büyüyorlardı.
Ger ben ben isen nesin sen ey yâr
Ver sen sen isen neyim ben-i zâr
diyecek durumdaydım artık. Efendim Fûzûlî çölde Leylâ ile karşılaşan Kays'ı anlatırken sanki şimdiki benim halimi tasvir ediyor, o zamana ait Mecnûn'un çöllerde geçen yılları ile benim çağdaş bir çılgınlığa uzanan yolumu aydınlatıyordu.
Bezm ile rezm, yani eğlence ve savaş, sultanların ta Orta Asya'dan itibaren genlerinde taşıyıp getirdikleri iki duygu. Türklük gibi, ırk düşüncesi gibi, hayat felsefesi gibi... Zafere erince sevinip eğlenmek veya sevinç ve eğlenceyi çoğaltmak üzere zafere susamak....
Tam 3 gün sürdü bu azap. Leylâ'nın adı dilimde, sevgisi kalbimde, resmi bağrımda ve hayalide başucumda diyeydi bütün bu tahammülüm; yoksa ben ben olmaktan çıkmış, kendimi kaybetmiştim.
İnsanın bir niyet ve düşünce ile anlam kazandığını düşündüm. Demek ki insanlar niyetlerine göre iyi veya kötü, güzel veya çirkin olabiliyorlar, eşyaya bakış açıları da buna göre oluşuyordu. Ruhlarını şeytana satanlar ile Rahman'a adayanlar da işte bu ince çizgi ile birbirinden ayrılıyordu.