Cüret ediniz, çünkü düşünmeye, söylemeye, yaratmaya, sevmeye, yaşamaya da cüret edilir. Kimse gibi olmamaya cüret edilir. Ancak böyle genişler hayatın sınırı, sınır diye bize gösterdikleri o çizgi!
Kendi kendimize verdiğimiz sözü tutmak
En çabuk unuttuğumuz şeydir ne yapsak
Madem bu dünya bile yok olacak bir gün
Sevginin bitmesine insan neden üzülsün?
Sevgi mi kaderi kovalar, kader mi sevgiyi?
Daha kimseler çözmedi bu bilmeceyi.
Ben sadece tarih meraklısıyım. Özellikle de Osmanlı Tarihi... Rahmetli babam aşıladı bu merakı... Tarihini bilmeyen, kendini bilmez derdi. Kendini bilmek istiyorsan önce bu toprakların tarihini öğren. Çünkü kendini bilmeyen sorumluluklarını da bilmez.
Aysız gecenin altında karanlık bir heyula gibi yıkılıp üzerine gelen Kostantiniyye'ye baktı Mehmed. "Ey bütün dünyanın arzuladığı şehir, ya ben seni alacağım, ya da sen beni."
Ey benim kahraman komutanlarım, ey benim sadık devlet erkânım! Sahip olduğumuz bu şanlı devlet, sahip olduğumuz bu güzel memleket, büyük savaşlar ve tehlikelerle kazanılmıştır. Bu bereketli topraklar atalarımızdan bizlere miras kalmıştır. İhtiyar olanlar o zorlu uğraşıları, o kanlı çatışmaları gördüler, yaşadılar. Gençlerimiz atalarından, babalarından duydular, işittiler. Atalarımız üzerlerine düşeni layıkıyla yaptılar. Şimdi sıra bizde. Şimdi önümüzde zorlu bir uğraş var. Kostantiniyye'nin fethi. Bu şehri kuşatan denize hâkimiz. Bu şehri kuşatan karaya da hâkimiz. Bu şehir adeta avucumuzun içindedir. Bize düşen, bu şehri bir an önce ele geçirmek, atalarımızın kahramanlıklarına layık bir nesil olduğumuzu herkese göstermektir. Ya Kostantiniyye'yi alacağız ya da bu uğurda öleceğiz. Tartışacak bir şey yok, konuşacak bir şey yok, vazgeçmek yok, geri dönüş yok. Bu kuşatma boyunca sizlerin yanında, ordumun ön saflarında olacağım. Hak edeni, hak ettiği kadar ödüllendirecek, hak edeni hak ettiği kadar armağanlara boğacak ve elbette hak edeni hak ettiği kadar cezalandıracağım. Öyle ki, tehlikelere göğüs gererek şan ve şeref kazanmak neymiş, herkesler bilsin, öğrensin.
...savaşları kazanan asıl gücün askeri ve silah değil, zeka ve bilgi olduğunun farkındaydı. Eğer bir savaşta, her türlü ihtimal göz önünde bulundurularak hazırlanmış bir plan yoksa hem çok daha fazla asker ölür hem de zafer eğitilmemiş bir doğan gibi uçup giderdi cenk meydanından ama dirayetli bir hükümdarın akılcı hamlelerden oluşan stratejisi hem ölümleri önler, hem de zaferi mutlak kılardı. Büyük iskender'in Makedonya'dan Hindistan'a kadar süren muazzam yürüyüşü, Sezar'ın dünyayı zaptetme girişiminden çıkan ortak sonuç buydu.