Cüret ediniz, çünkü düşünmeye, söylemeye, yaratmaya, sevmeye, yaşamaya da cüret edilir. Kimse gibi olmamaya cüret edilir. Ancak böyle genişler hayatın sınırı, sınır diye bize gösterdikleri o çizgi!
zihnin inkar refleksini şiirimsi bir dille şöyle tanımlar:
Düşündüklerimiz ve yaptıklarımızın kapsamı
fark edemediklerimizle sınırlıdır.
Ve fark edemediğimizi
fark etmediğimiz için
fark edemememizin
düşünce ve eylemlerimizi
nasıl şekillendirdiğini
fark edene kadar
değiştirebileceğimiz
çok az şey vardır.
Güçlü utanç ve öfke duygularına kapıldığımız veya davranışımızın uygunsuz olduğunu fark ettiğimiz böyle zamanlarda beklenmeyen bir şekilde patlak veren, gölgedir.
Kişisel gölge tüm küçük çocuklarda doğal bir şekilde gelişir. Çevremiz tarafından da desteklenen kibarlık ve cömertlik gibi ideal kişilik vasıfları ile özdeşleşirken. Kabalık ve bencillik gibi öz imajımıza uymayan özellikleri gölgeye gömeriz.
Dünyada nasıl bu kadar çok kötülük olabilir?
İnsanlığın ne mal olduğunu bildiğim için ben asıl neden daha fazla kötülük olmadığını merak ediyorum.
Woody Allen
Göktürklerin; dağılan 1. Göktürk Devletinden sonra Kutluk İlteriş Kağan'ın öncülüğünde yeniden kurulması, müthiş geçen bir Mukan Kağan döneminin ardından tahta çıkan Bilge Kağan dönemi, yeniden il olma ve bozkırda birliği sağlama çabası, Çin'in ise batı bölgesinde siyasi olarak güçlü devlet istememesi ve bunun üzerine bozkırdaki bazı boyları ayaklandırmasıyla ortaya çıkan savaşların güzel bir kurgusunu okuyorsunuz.
Adından da anlaşılacağı gibi başkahramanımız Kültigin...
Ve tabii ki diğer kahramanlarımızda 2. Göktürk Devletinin Yüce Kağanı Bilge Kağan, Yüce Veziri Tonyukuk, Kültigin'in alpleri ve çevresinde kişiler.
Yazar, zaman zaman okuyucuyu Diriliş Ertuğrul izliyormuş gibi hissettirse de olay örgüsünü iyi kurgulamış. Hatta bazı yerlerinde olayları birbirine bağlayıp okuyucuyu şaşırtmak istemiş. Bunların dışında kimlerle nerelerde niçin savaşıldığı, ordu düzeni, nasıl saldırı yapacaklarına kadar her şeye değinilmiş. Ve tabiki Kültigin'in askeri ve stratejik dehası, aklı, görgüsü, bilgisi vs. her yönünden bahsedilmiş. Gayet başarılı ve güzel bir şekilde de okuyucuya aktarılmış.
Şunları da söylemeliyim ki; zaman zaman sıkıldığım yerleri oldu. Yazarın başka kitaplarını okurken bu kadar sıkılmamıştım. Bu kitabı biraz daha az sardı diyebilirim. Bunu biraz kullandığı dile bağlıyorum. Çünkü İstanbul Türkçesiyle konuşuyorlardı. Böyle konuşturuldukları için içselleştirelememiş olacağımı düşünüyorum.
Yine de tarihî sevenlerin okuyabileceği türden bir kitap, okuyabilirsiniz...