...Zaten her şeyden önce, insanın varoluşuyla ilgili hissettiği huzursuzluk yaşamını doyasıya yaşamadığı düşüncesinden doğan şımarıkça bir tatminsizlikten ileri gelmiyor mu?
(Spoiler)
Fransa'nın dağlık bir köyünde bir aile yaşantısına taşların gözünden şahitlik ediyoruz. Taşlar, bu hikayenin en dürüst ve en samimi anlatıcıları konumunda. İki çocuklu bir aileye henüz katılan yeni üyenin "uyumsuzluğu" ve aile üyelerinin sonsuza kadar değişen hayatları kitabın konusunu oluşturuyor. Bu uyumsuz yeni üye engelli bir bebek. Ailedeki her üyenin hayatı bu gerçeklik üzerine inşa ediliyor. Fakat yazar özellikle kardeşlerin bakış açısını ayrı bölümler halinde uzun uzun aktarırken ebeveynlerin ruh halini çocukların gözlerinden yansıtıyor okuyucuya. Bunun da bilinçli bir tercih olduğu çok açık. Yazarın özellikle vurguladığı; ağabeyin ve kız kardeşin kişiliklerini oluşturan dinamiğin, doğrudan uyumsuz kardeş ile sürdürülen yaşantıdaki kırılma anlarının oluşturması. Ve kardeşlerin, bu hüzünlü ve trajik gerçeklik etrafında kendilerini inşa etme çabaları.
(Spoiler)
Kitap üç bölümden oluşmakta. Birinci bölümde ağabeyin gözünden uyumsuzu dinliyoruz. Ve 9 yaşında bir çocuğun ağabey olma bilincine yüklediği anlamlarla birlikte severek ve seçerek çocukluğundan feragat edip saf bir sevgiyle kendini kardeşine nasıl feda ettiğini görüyoruz. Kitabın ikinci bölümünde, kendini ihmal edilmiş hisseden, uyumsuz kardeşin gelişiyle birlikte ailesini kaybettiğini düşünen, yalnız, öfkeli, asi bir kız çocuğunun kendini gösterme çabasına şahitlik ediyoruz. Kitabın son bölümünde ise; uyumsuzdan sonra dünyaya gelen son çocuğun aileyi nasıl toparlayıp yaralarını sarmaya çalıştığını görüyoruz.
Yazar, her bir kardeşle bağ kurup onlarla birlikte duygudan duyguya girerek, onları anlayarak okumamıza olanak vererek hiçbir duyguda aşırıya kaçmadan, olayı olduğundan daha fazla dramatikleştirmeden ölçülü ve sade bir anlatımla yazmıştır eserini. Okurken derin duygularla