Nurcan Demir

Nurcan Demir
DOKUNMADAN ÜZERİNE
10/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mart 2026 22:34
Dokunmadan yaşanabilir mi hayat? İnsanlara temas etmeden, gerektiğinde elini omuza atıp "seni görüyorum", " seni duyuyorum" demeden? Acıların içinden geçip ses çıkarmadan,susarak ve görmeyerek, görünmezlik zırhıyla çevirip her yanını hayatını sürdürebilir mi insan? Dokunulmamışlığın ağırlığı insanı kendi yüreğinde tutsak kılmaz mı? Dokunulmamak, "sen sevgiye layık değilsin" demekse bir çocuğun zihninde dokunmamak da "aciz faniliğim ve zayıflığım kimsenin hayatına değecek anlama sahip değil" demektir belki de. Şu an neden böyleyiz? En başına gitsek hikayenin, marazlarımızın bencilliğimizin sebebini bulabilir miydik? Masumiyetimizi yitirdiğimiz ana dönsek bu hesaplaşmadan sağ çıkabilir miydik? -Spoiler- İşte kitap, ölümden dönüp ikinci bir hayatla ödüllendirilen Adalet'in yaşam yolculuğuna çıkarıyor bizi. Onunla birlikte suçluluk duygusunun kökenini çocukluğunda arıyor, hayat puzzle'ının yanlış yerleştirilmiş parçalarını onunla birlikte düzeltmeye çalışıyor ve kimseye değmeden dokunmadan sürdürdüğü yaşantısındaki davetsiz çarpışmaları onunla birlikte çocuksu bir sevinç ve huysuzlukla karşılıyoruz. Adalet'in yaşam yolculuğu aynı zamanda bir Türkiye yolculuğu. Otobüste çocuksu saf sevinç de var, ona eşlik eden zalim bir acı da. Bir çocuğun henüz kötülüğe bulanmamış bencilliği de var, o bencilliğin yol açtığı suçluluk duygusu da. Bu coğrafyada yaşanabilecek her duygu, duyumsanabilecek her renk ve doku, benliğimize işleyip bizi de o otobüsün yolcusu yapıyor nihayetinde. Nermin Yıldırım, okuyucunun bu duygu paydaşlığını yaşaması için çok da zorlamamış kalemini. Sayfalar ilerlerken bizi birbirimize bağlayıp iyisiyle kötüsüyle biz olmamızı sağlayan olayları sermiş önümüze ve ortak hafızamıza ışık tutmuş. Yazarın kullandığı renkli dil, samimi üslubu,
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TAŞLARIN ANLATTIĞI ÜZERİNE
9/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2025 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2025 12:34
(Spoiler) Fransa'nın dağlık bir köyünde bir aile yaşantısına taşların gözünden şahitlik ediyoruz. Taşlar, bu hikayenin en dürüst ve en samimi anlatıcıları konumunda. İki çocuklu bir aileye henüz katılan yeni üyenin "uyumsuzluğu" ve aile üyelerinin sonsuza kadar değişen hayatları kitabın konusunu oluşturuyor. Bu uyumsuz yeni üye engelli bir bebek. Ailedeki her üyenin hayatı bu gerçeklik üzerine inşa ediliyor. Fakat yazar özellikle kardeşlerin bakış açısını ayrı bölümler halinde uzun uzun aktarırken ebeveynlerin ruh halini çocukların gözlerinden yansıtıyor okuyucuya. Bunun da bilinçli bir tercih olduğu çok açık. Yazarın özellikle vurguladığı; ağabeyin ve kız kardeşin kişiliklerini oluşturan dinamiğin, doğrudan uyumsuz kardeş ile sürdürülen yaşantıdaki kırılma anlarının oluşturması. Ve kardeşlerin, bu hüzünlü ve trajik gerçeklik etrafında kendilerini inşa etme çabaları. (Spoiler) Kitap üç bölümden oluşmakta. Birinci bölümde ağabeyin gözünden uyumsuzu dinliyoruz. Ve 9 yaşında bir çocuğun ağabey olma bilincine yüklediği anlamlarla birlikte severek ve seçerek çocukluğundan feragat edip saf bir sevgiyle kendini kardeşine nasıl feda ettiğini görüyoruz. Kitabın ikinci bölümünde, kendini ihmal edilmiş hisseden, uyumsuz kardeşin gelişiyle birlikte ailesini kaybettiğini düşünen, yalnız, öfkeli, asi bir kız çocuğunun kendini gösterme çabasına şahitlik ediyoruz. Kitabın son bölümünde ise; uyumsuzdan sonra dünyaya gelen son çocuğun aileyi nasıl toparlayıp yaralarını sarmaya çalıştığını görüyoruz. Yazar, her bir kardeşle bağ kurup onlarla birlikte duygudan duyguya girerek, onları anlayarak okumamıza olanak vererek hiçbir duyguda aşırıya kaçmadan, olayı olduğundan daha fazla dramatikleştirmeden ölçülü ve sade bir anlatımla yazmıştır eserini. Okurken derin duygularla
Taşların AnlattığıClara Dupont · İletişim Yayınları · 20262,622 okunma
Kıskanmak üzerine
9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2025 18:24
(Spoiler) Türk Edebiyatında kendine geniş bir yer bulamamış, çoğumuzun Edebiyat derslerinde ismini dahi duymadığımız fakat "Kıskanmak" romanını okuduktan sonra kalemine, üslubuna, derin iç gözlem yeteneğine, insan ruhunun en arızalı yanlarını en doğal şekilde açığa çıkaran yaklaşımına hayran olduğum Nahid Sırrı Örik'in en önemli romanlarından biri "Kıskanmak". Kitapta; Avrupa'ya eğitim için öğrenci gönderilen Cumhuriyet sonrası dönemde, sınıfsal olarak halktan ayrışan, balolara katılan, Avrupa görmüş, çeşitli diller bilen görece "Aydın" dediğimiz hali vakti yerinde insanların olayları anlatılır. Tabii ki bu durum asıl olay örgüsünün gerisinde fonda verilir okuyucuya. Seniha; hayatı ebeveynleri tarafından abisi Halit'e feda edilmiş, kişiliği yalnızlık, sevgisizlik, değersizlik ve kıskançlık hisleriyle yoğrulmuş bir karakterdir. Kendini bildiği andan itibaren hissettiği ilk duygu kıskançlıktır. Çünkü sevilmek, değer görmek, el üstünde tutulmak Nahid Sırrı'nın ifadesiyle "bir kız gibi güzel olan" abisi Halit'in hakkıdır. Öyle ki ebeveynleri Halit'in geleceği için Seniha'nın geleceğini yok etmekte hiçbir beis görmemişlerdir. Kıskançlık, Seniha için en başat duygu olmanın yanı sıra, içinde başka hiçbir şeye yer bırakmayan, en küçük merhameti barındırmayan, kan bağını değersiz kılan olayların yaşanmasına yol açacak denli karanlık ve kötücül bir duygudur. (Spoiler) Nahid Sırrı; Seniha ve Halit ile kitaptaki diğer karakterler olan Mükerrem(Halit'in eşi) ve Nüzhet'in (Mükerrem'in sevgilisi) akıbetini Seniha'nın eti kemiği haline gelmiş kıskançlığın belirlemesine izin verir. Nahid Sırrı, her bir karakterin kişiliğini katman katman derinleştirerek analiz eder. Kitabı okurken karakterlerin yaptıkları seçimlerin ya da onları bu seçimleri yapmaya iten olayların perde arkasında
Edebiyat
KıskanmakNahid Sırrı Örik · Everest Yayınları · 20253,371 okunma
YAVRU CEYLAN ÜZERİNE
8/10
·192 syf.··
2025 7. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2025 14:03
(Spoiler) Yavru Ceylan, Magda Szabo'nun "Kapı" ve "Iza'nın Şarkısı" kitaplarından sonra okuduğum üçüncü romanı. Magda Szabo'nun kitaplarında alışılmış olan gerçekçilik, karakterlerin ruh halinin detaylı analizi, Macaristan'ın içinde bulunduğu sosyolojik durumun karakterler üzerindeki etkisi gibi ögeler bu kitapta da mevcut. Yavru Ceylan'ı diğerlerinden ayıran; insanı tüm çıplaklığıyla, arzuları, korkuları, utançları, hırsları, yalnızlığı, zayıflığı, hataları ve pişmanlıklarıyla anlatırken insan olmanın yüküyle de yüzleştirmesidir. Kitap; savaş döneminde hayatta kalmaya çalışan, sefaletle ve fakirlikle boğuşan, çocuk olmasına rağmen ebeveynlerinin ebeveyni olmak zorunda bırakılan, sevgisiz ve yalnız büyüyen Eszter'in kendini yaratma sürecine odaklanıyor. Eszter'in kişiliğinin oluşmasındaki kırılma noktaları, sert gerçekçi bir tutumla adeta okurun yüzüne çarpılmış. Savaşın acımasızlığını, insanların yitirdiklerinin acısını, açlığı ve acizliği acıya duyarsızlaşan bir çocuğun dilinden okuyoruz. Magda Szabo, savaşın ve sefaletin karakterler üzerindeki etkisini dramatik veya çiğ bir duygusallıkla sunmuyor okura. Aksine olabildiğince gerçek ve hatta duygusallığa mesafeli bir tutumla aktarıyor. Kitabın kahraman bakış açılı anlatıma sahip olması takip etmeyi güçleştiriyor. Romanın başında Eszter'in bir geçmişten bir şu anından anlattıklarını izlemek ve anlamak başta zor gelebilir ama okudukça ve Eszter'in dünyasına girdikçe bu güçlük ortadan kalkıyor. Kitabı okudukça karşılaşılan sürprizlerle ve beklenmedik olaylarla okuma zevki artıyor. Eszter'in yolculuğuna ve kendini yaratımına şahit olmak ise hüzünlü ve keyifli bir deneyim olarak zihnime kazındı.
Edebiyat
Yavru CeylanMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 2022679 okunma
VEJETARYEN ÜZERİNE
9/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2025 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Temmuz 2025 13:22
(Spoiler) Vejetaryen, Nobel ödüllü yazar Han Kang'ın 2007'de yayımladığı çarpıcı ve içerdiği evrensel ögelerle fazlasıyla etkileyici bulduğum romanı. Kitabın baş kahramanı Yeong-hye; sıradan görünümlü, sıradan bir evliliğe sahip, sıradan bir hayat yaşayan bir kadın olarak resmedilir kitapta. Hatta bu aşırı sıradanlığı sıradışı bir anlam da taşır. Tüm bu sıradanlık ve tekdüzelik Yeong-hye'nin bir gece et yemeyi bırakmasıyla alt üst olur. Kocası ve ailesi bu ani değişime anlam veremediği gibi şiddete varacak şekilde sert tepki gösterir. Kitap açık bir biçimde Yeong-hye'nin neden et yemeyi bıraktığını bize sunmaz. Bunun yerine Yeong-hye'nin korkutucu rüyalar olarak gördüğü çocukluk travmalarını, et yemeye ilişkin yaşantılarını, eti şiddetle ilişkilendirmesine neden olan birçok görüntüyü önümüze serer. Ve Yeong-hye bu rüyaları tekrar tekrar görüp acı çekmemek için et yemeyi bırakır. Kitap tamamiyle ataerkil bir atmosferde geçer. Kitap boyunca Yeong-hye'nin sesini çok az duyarız. Kitabın ilk bölümünü kocası anlatır. 2.bölüm ablasının eşinin bakış açısıyla anlatılır ve son bölüm ablasının sesiyle bize ulaşır. Yeong-hye kitap boyunca baş kahraman değilmişçesine bize yansıtılır. Yazarın bunu kasıtlı yaptığını tahmin etmek zor değil. Hayatı boyunca otoriteler tarafından horlanan, şiddete uğrayan, ihmal edilen, görmezden gelinen, değersizleştirilen bir kadın olan Yeong-hye'nin sesinin kitap boyunca bu kadar az duyulması bahsettiğim atmosferi güçlendirmek içindir. Kitabın rahatsız edici, şiddet içerikli satırlarına rağmen beni içine çeken ve derin bir empati uyandıran yönü de vardı. Bitirdiğimde boğazımdaki yumru ve içimdeki huzursuzluğa rağmen Yeong-hye ile tanıştığıma memnundum. Kitap sizi sarsacak, yoracak, acı verecek ama pişman etmeyecektir.
Edebiyat
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,8bin okunma