Çâre bulmak isteyen ölüme kaldı yayan
Bir gün mutlak duracak içinde tıkırdayan
Duyanlara bu toprak bir şeyler anlatıyor
Şahlar krallar diyor hep bağrımda yatıyor
Kulak veren kalmadı bu toprağın sesine
Uzanınca anlarız ölümün şiltesine
Gizli bir ses içimden uyan dedi uykudan
Kalp gözlerin açılsın iç şu çağlayan sudan
Sen sen değilsin diyen bir ses yükseliyordu
Bir âşinâ sesti bu gönülden geliyordu
Davran kalkıyor dedi âşıkların kervanı
Âşıklar yurt edinmez şu eski vîran hanı
…
Nûrdan ışık elinde kervancı geçti başa
Hakîkati anlattı bir sâdık arkadaşa
Bir tecellî oldu Hira Dağından
Lâtı Uzzâyı kır at kucağından
Kırmızı gül topla sevgi bâğından
Vaktiyle gönlümüzü, âlemi ve hakikatleri aksettiren saf ve temiz bir ayna bilirdik.
Oysa şimdi, geçen zamanın ve bu dertli dünyanın hengamesiyle gönül, o safiyetini yitirip hakikatı görmekte müşkil hâle gelmiştir.