Ne pense pas à ce qui est resté en arrière, dit l'Alchimiste
…
Si ce que tu as trouvé est fait de matière pure, cela ne pourrira jamais. Et tu pourras y revenir un jour. Si ce n'est qu'un instant de lumière, comme l'explosion d'une étoile, alors tu ne retrouveras rien à ton retour. Mais tu auras vu une explosion de lumière. Et cela seul aura déjà valu la peine d'être vécu.
Ehl-i hikmet demişlerdir ki:
Ruhun iki hâli vardır: İsterse bedenine tasarruf eder, isterse etmez.
Bedeni kullandığı zaman hayat, kullanamayınca ölümdür.
Melekût âleminden bu dünyaya gelen ruh, kemali öğrenip Allah’ını bilir; evvelki makamından daha yükseğe ulaşır ve ilâhî huzura alışarak rahata kavuşur. Ölümden sonra Berzah âleminde, dünyadaki fiil ve ahlâkıyla mahşer gününe kadar baş başa kalır. Dünyadaki hâl ve ahlâkı kötü ise acı bir zindan hayatı yaşar. Eğer ameli ve ahlâkı güzelse, kâh melekût âlemine, kâh dünya âlemine sevinç ve huzur içinde uçup gelir gider. Vaktini zevk ve safa ile Meâd-i haşri bekler.
Başlangıcı Allah’ın aşk denizi olan ruh, bu hâl içinde yine eski aşk denizine döner.
…
Dünya ile âhiret arasındaki yolun mesafesi, insanın ölümüdür. Onun için her insanın ölümü, onun küçük kıyametidir.
O hâlde kendini bil ve muhakkak inan ki, sen bir toprak cisim değil, bir ruh-i pâksın (temiz bir ruhsun). Sen devreden feleklerin neticesisin. Sen, niteliklerin, büyüklüklerin hülâsasisin (özüsün). Sen, kâinatın da özüsün.
Cerîr İbn Abdullah radıyallahu anh demiştir ki:
Bir gece Nebiyy-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik.
Dolunaya baktı ve şöyle buyurdu:
“Siz, şu dolunayı zahmet çekmeden ve izdiham yapmadan gördüğünüz gibi Rabbinizi de göreceksiniz.”
[Buhârî, Tefsîru sûre 50/2; Tevhîd 24. Müslim, Mesâcid 211]