İçinde bulunduğum durum tuhaf görünebilir, ama bu tartışmanın konusu da insanlık kadar eski ve sıradandır; aynı güdüler ve korkular şeytana uyup tir tir titreyen bütün günahkârlar için geçerlidir; hemcinslerimin pek çoğu gibi ben de iyi yanımı seçiyor, ama ona bağlı kalma gücünü kendimde bulamıyordum.
İnsanlar eskiden hem kendilerine hem de saygınlıklarına leke sürülmesin diye kirli işlerini gözü kara haydutlara yaptırırlarmış.
Oysa ben bunu zevk için yapan ilk kişiydim.
"Hayır, efendim: Soru sorma konusunda çok duyarlıyımdır," diye karşılık verdi, "soru sormakla kıyamet günü arasında pek çok benzerlik vardır. Soru sormak bir taşı harekete geçirmek gibidir. Bir dağın tepesinde öylece oturduğunu düşün; taş başlar yuvarlanmaya ve öteki taşları da harekete geçirir; çok geçmeden, taşlardan biri evinin arka bahçesinde oturan kendi halinde (hem de en son akla gelebilecek) bir adamcağızın tepesine iniverir, ailesi de dımdızlak ortada kalır. Yok efendim, ben ilkemden şaşmam: Birinin canı burnuna gelmişse ona fazla soru sormayacaksın."