Enver, biraz ötede hâlâ açık kapıya, sonra Rus'un başına baktı, kürkünün yakasını düzeltti, üzerinde toz toprak varmış gibi silkindi, Rus'un tabancasına uzanırken mırıldandı:
-Kızıl şeytan! Tatar'ın yakasından tutmayı kolay yenir yemiş sandın, kerata!
Gelincikler gündüzleri toprağın derdini insanlara duyurmak istemiyormuş gibi toprağı örtmüşler, geceleri ayışığında kanlı kandiller gibi yanmışlar, matemli toprağın iniltisini dinlemişler, sonra da onlar solmuş, kurumuş, dökülmüşlerdi.
Köylü hâlâ onun ayakları dibinde, elleri dizlerinde, başı avuçlarında, gözleri soğuk, nemli toprakta öylece duruyordu. Enver'in ayakları dibinde oturan adam sadece bir köylü değildi, bir milletti. Nasıl olmuştu da bu millet, böyle korkunç sessizliklere yıkılmıştı? Daha dün önlerinde tir tir titreyen düşmanları, bu milleti süngülerle böyle sindirmişlerdi?