Çocuklarla konuşmuyor, hayatlarının nasıl geçtiğini sormuyorlar. Zaman bulunca biraz okşayarak, ellerine bir oyuncak veriyor ve "Çocuklar, şimdi gidin ve kendiniz oynayın" diyorlar. Bu, aslında "Gözümden kaybolun, ne yaparsanız yapın, yeter ki bizi rahat bırakın" demektir.
Açık söylemek gerekirse, çocuklar anne babaları ve çok sayıda teyze ve amcaları ile birlikte aynı evde yaşasalar da, bir yetim gibi büyümektedirler. Onları çok iyi yedirip giydiriyor ve sağlıkları ile ilgileniyor olabilirler, fakat çocuğun zekası ve kalbinin temizliği konusunda çok az kafa yoruyorlar.
Milyonlarca insan fiziki, manevi ve zihni açıdan çürümeye terk edilmiştir. Kimse de bu çürük kokusunu duymuyor, çünkü devamlı soluduğu bu kokuya alışmış herkes.
Bir, iki, hatta üç büyük nehrin suyu ülke halkının tamamının su ihtiyacını gidermek için yeterli olmayabilir. Her bir küçük köyün bile göl, çeşme, kuyu ve pınar gibi kendi su kaynağının olması zaruridir. Halkı manevi susuzluktan kurtarmak için de her yerde yetenekli insanların, hayatı canlandıracak su kaynaklarının bulunmasına ihtiyaç vardır.